Kayıp Bedenler – Bölüm 3

NOT: Oylama tamamlandı. Sonuçları görmek istiyorsan aşağıdaki yazının en sonuna bakabilirsin.


Yaşadığın şokla önce öylece kala kalıyorsun. Bir şeyler yapman gerektiğini biliyorsun ama hareket edemiyorsun. Yaşadığın dehşet korkunç. Zaman daralıyor ama sen hala neyin doğru olduğunu bilmiyorsun.

Aniden tüm bu düşüncelerden sıyrılıp silkeliyorsun kendini. Hemen harekete geçmen ve bir an önce karar alman gerektiğini hatırlatıyorsun kendine. Hem arbalete hem de yerdeki makaraya bakıyorsun. Sonunda arbalete doğru hızla hareket ediyorsun.

Arbaleti kurcalamaya başlıyorsun. Derrick’in dehşet dolu çığlıkları odada yankılanırken mekanizmayı durduracak bir boşluk arıyorsun. Tel halatı tetikten çıkarmaya çalışıyorsun ama nafile. Halat çok gergin ve her salise daha da gerginleşiyor. Çabanın boşuna olduğunu anlıyorsun. Makara dönmeye devam ediyor.

Bu defa arbaletin okuna çeviriyorsun gözlerini. Ucu keskin ve sivri metal parçayı yerinden sökmeye çalışıyorsun. Ama onu kıpırdatman mümkün değil. Sanki oraya yapışmış gibi. Bir milim bile hareket etmiyor. Parmakların kullandığın güçten dolayı acı içinde kalıyor.

Artık iyice panikliyorsun. Çünkü zamanın kalmadı. Son bir çaba ile arbaletin kollarına ve gergin tellerine var gücünle asılıyor ve ileri geri sallıyorsun. Avuç içlerinden kanlar akıyor. Ama bu eski savaş aletini durduramıyorsun. Umutların yüzünden akan terler gibi yok olup gidiyor. Aniden odada yüksek bir vınlama sesi duyuluyor.

Sonraki birkaç saniye senin için oldukça karanlık. Gördüğün manzara şok edici. Tel tamamen gerildiğinde arbaletin tetiğini çekiyor ve metal ok hızla yuvasından çıkıyor. Zavallı Derrick’in göğsünü delerek ciğerlerini parçalıyor. Adamın asıldığı yerin altındaki zemin kan gölüne dönüyor.

Yaşadıklarının etkisiyle çaresizce yere çöküyorsun. Asılı duran cansız adama çeviriyorsun gözlerini. Gazeteciyi kurtaramamanın acısıyla kalbin yanıyor. Aklındaysa tek bir soru var. Böyle bir tuzağı kimin veya neyin kurduğu.

Gözünden akan birkaç damla yaşı sildikten sonra ayağa kalkıyorsun. Her şeyden sıyrılıp yeniden hayata dönmen gerek. Bu lanet olası yerin gizemini çözmeyi artık daha fazla istiyorsun. Neler döndüğünü öğrenmen şart. Artık çok ciddi bir tehlike ile karşı karşıyasın.

Öncelikle binadan çıkacağın anı düşünerek Derrick’in montunun cebinden orman girişinde bıraktığınız arabanın anahtarlarını alıyorsun. Sen bunu yaptığın anda odanın diğer duvarında bir ses duyuluyor. Daha önce orada olduğunu fark etmediğin bir kapı kendiliğinden açılıveriyor.

O yöne doğru ilerleyerek dışarı çıkıyorsun. Yine büyük bir salondasın. Derin bir nefes alıyorsun. Yaşadığın şoku ve korkuyu üzerinden atmaya çalışıyorsun.

-Piyano sesi-

Tüm vücudunu bir ürperti kaplıyor aniden. Dehşet dalgaları bir türlü benliğini rahat bırakmıyor. Kulaklarına çalınan tuhaf piyano sesi tüylerini diken diken ediyor. Gecenin karanlığında terk edilmiş ürkütücü bir binada daha önce duymadığın bir müzik yükseliyor. Ölümüne titriyorsun.

Piyanodan yayılan müziğin üst kattan geldiğini fark ediyorsun. Bütün gece yaşadığın gizem dolu olaylarla alakalı aradığın cevapları orada bulacağını düşünerek karşındaki geniş merdivenden yukarı çıkmaya başlıyorsun. Ölüme yaklaşıyormuş gibi hissediyorsun.

Üst kata varıyorsun. Piyanodan yayılan müziğin şiddeti daha da yükseliyor. Karanlığın içerisine fenerini tutarak tedirginlikle sese doğru ilerliyorsun. İleride ahşap bir kapı var. Sen yürüdükçe müzik de artarak sana yaklaşıyor. Sesin bu kapının arkasından geldiği açık.

Kapıya doğru ilerlerken bir yandan da büyük koridorun duvarlarına bakıyorsun. Birkaç portre var. Ve çerçevedeki insanların gözleri sana bakıyormuş gibi hissediyorsun.

Kapıya vardığında tokmağı kavrıyorsun. Müzik yükselirken sen nefesini tutuyorsun. Yavaş bir hareketle çevirip içeri giriyorsun. Adımını atar atmaz piyanodan gelen ses kesiliyor.

Yine büyük bir odadasın. Gözlerin fenerle birlikte etrafı süzüyor. Sıra sıra dizilmiş sandalyeler fark ediyorsun. Düzenli bir oturma alanı oluşturulmuş gibi. Yetimhanedeki çocukların zamanında toplandığı bir yer olabileceğini düşünüyorsun burasının. Eski ve yırtılmış perdeler pencereler önünde süzülüyor. Birçok dolap duvarlara dayalı bir şekilde duruyor. Eski püskü birçok mobilya etrafa dağılmış. Yıpranmış ahşap yüzeylerin zamanında nasıl gözüktüğünü hayal etmeye çalışıyorsun. Odanın diğer köşesine doğru tutuyorsun fenerini. İleriye dikkatli şekilde bakınca birden için ürperiyor. Biraz önce sesini duyduğun piyano tam karşında duruyor.

Salonun şeklini, düzenli sandalyeleri ve piyanoyu düşününce burasının müzik odası olduğuna kanaat getiriyorsun. Yavaş yavaş ilerleyerek piyanoya yaklaşıyorsun. Önündeki sandalyeyi aydınlatıyorsun. Ama orada kimse yok. Biraz önceki müziğin nasıl çalındığı konusunda fikir yürütünce içine bir korku doluyor. Burası hiç tekin bir yer değil sana göre.

Birden piyanonun arkasında bir şey gözüne takılıyor. İleride bir yığıntı var. Oraya doğru yaklaşıyorsun.

Yığıntının yanına geldiğinde detaylıca görmek için feneri yakına çeviriyorsun. Burada hepsi birbirinin üzerine yığılmış birçok eşya var. Çay fincanları, şamdanlar, çatal-bıçaklar, vazolar ve daha birçok ıvır zıvır odanın bu köşesini kaplamış durumda. Ama bir tuhaflık dikkatini çekiyor. Bunların hiçbiri buraya ait değilmiş gibi duruyorlar. Hem yıpranmamışlar hem de tasarım itibariyle oldukça modernler. Sanki yetimhanenin faal olduğu dönemlerden kalma değil gibiler.

O sırada Derrick’in sana yakın zamanda kasaba halkının bazı eşyalarının kaybolduğundan bahsettiğini hatırlıyorsun. Derrick sana bu kaybolma olaylarının yetimhane ile bir alakası olduğunu düşünmediğini söylemişti ancak şimdi bu yığıntıyı görünce kafan karışıyor. Eşyalar gerçekten kaybolmuş ve buraya getirilmiş olabilir mi? Peki öyleyse neden ve kim tarafından?

O sırada gözüne bir ışık yansıdığını fark ediyorsun. Fenerin ışığı eşya yığıntısındaki bir noktadan geri yansıyor. Oraya doğru yaklaşıyorsun. Daha yakından bakınca tanıdık bir obje ile karşılaşıyorsun. Bu bir fotoğraf çerçevesi ve içindeki fotoğraf Bayan Stanton’un evindeki duvarda gördüğünün aynısı. Yani Ann Stanton’un kendisi, annesi ve büyükannesiyle birlikte çekildikleri fotoğraf. O an buradaki eşyaların evlerden çalındığıyla alakalı teori doğrulanıyor. Eğer bu fotoğraf buradaysa sen ve Derrick yetimhaneye gelmeden birkaç saat önce mi buraya getirildi öyleyse? Kafan allak bullak olmuş durumda.

-Şarkı söyleyen çocuk sesleri-

Düşünceler beynini yerken duyduğun sesle bir korku dalgası daha tüm vücudunu ele geçiriyor. Yeniden yetimhanenin açıklanamayan gizemi tarafından yutulmak üzere olduğunu hissediyorsun. Kayıp çocukların seninle iyiden iyiye oyun oynadığını düşünmeye başlıyorsun. Uzun zamandır bu kadar korkmamıştın.

Görünmeyen çocukların korosu devam ediyor ama yavaş yavaş senden uzaklaşıyor. Biraz önce arkanda duyduğun şarkı şimdi başka yerden geliyor. Sanki şarkıyı söyleyen çocuklar odayı terk etmiş gibi.

Şarkının müzik odasının dışından geldiğini fark ettiğinde fotoğraf çerçevesini montunun cebine koyarak hızla kapıdan dışarı atıyorsun kendini. Bu şarkıyı söyleyenler kimlerse artık onlarla yüzleşmen gerek.

Şarkıyı takip edince başka büyük bir kapının önünde dururken buluyorsun kendini. Feneri kapının üzerinde gezdirince ahşabın maviye boyanmış olduğunu görüyorsun. Aynı Bayan Stanton’un rüyasında gördüğü kapı gibi. Bu sefer hiç duraksamıyorsun. Hışımla kapıyı zorlayıp içeri dalıyorsun.

Aynı müzik odasında piyanonun sustuğu gibi burada da şarkı aniden kesiliyor. Çıldıracak gibisin. Çaresizce oradan oraya süzülen bir kukla gibi hissediyorsun kendini.  Bir yandan etrafı aydınlatmaya çalışıyorsun.

Burası onlarca yatağın olduğu bir oda. Yetimhanenin yatakhanesinde olduğunu anlaman uzun sürmüyor. Etraf diğer odalara göre daha düzenli. Yataklar yerli yerinde, sanki hiçbir şeye dokunulmamış gibi. Garip bir temizlik hakim odaya. Bu temizliğin içinde en çok dikkatini çeken şeyse çarşaflar. Tüm yatakların çarşafları var ve gayet düzenliler. Ancak bunlardan biri diğerlerinden ayrılıyor. Tüm çarşaflar beyazken bir yatağınki kırmızı.

Merakla kırmızı çarşaflı yatağa doğru yaklaşıyorsun ve feneri üzerine tutuyorsun. Gözüne çarpan tek şey etrafa saçılmış beyaz tüyler. Çarşafın üzerinde duruyorlar.

Ortalığa saçılan tüyler zihnindeki ampulü yakıyor. Hemen çarşafı kenarlarından tutup yataktan sıyırıyorsun. Yatak çıplak kalınca tüylerin daha da fazlalaştığını görüyorsun. Feneri daha yakın tuttuğunda şiltenin üzerinde içinden tüyler çıkan bir yarık görüyorsun. Merakla elini bu yarıktan içeri sokuyorsun. Biraz aşağıya ilerleyince eline bir şey çarpıyor. Onu kavrayıp yarıktan dışarı çıkartıyor ve feneri üzerine tutuyorsun. Bu eski tip kalın bir not defteri.

Hızlıca defterin sayfalarını karıştırıyorsun. Yazılar kargacık burgacık ancak ne yazdığı anlaşılabiliyor. Bir çocuğun kaleminden çıkmışa benziyorlar. Bu bir günlük olmalı. Sayfaları çevirerek okumaya başlıyorsun.

“Korkuyorum. Sadece ben değil, hepimiz. Günlerdir buradayız. Kapalı kaldık. Her gün ağlıyorum. Çatı katındayız, sesimizi kimse duymuyor. Kimse burada olduğumuzu bilmiyor. Burada ölmek istemiyorum. Diğer arkadaşlarımızı ve öğretmenlerimizi özledik. Neden buradayız? Bunu ona sorduk. Birçok kez hem de. Bayan Falkland, niçin bizi buraya kapattınız? Hani bizi seviyordunuz?”

Yaşadığın şokla duraksıyorsun. Kayıp çocukları bakıcı Bayan Falkland’ın kaçırmış olduğunu öğrenmek seni afallatıyor. Herkes tarafından çocuklara sevgi dolu yaklaşımıyla bilinen ve takdir edilen birinin neden böyle bir şey yaptığını anlayamıyorsun. Merakla okumaya devam ediyorsun.

“Gitmek istiyorum. Bayan Falkland neden bizi hapsetti, hala bilmiyoruz. Bize kötülük de yapmıyor üstelik, tam tersi eskisi gibi seviyor bizi. Hepimize çok iyi davranıyor. Saçımızı okşuyor, karnımızı doyuruyor, masal anlatıyor. Sanki çocukları gibi bakıyor bize. Ama niçin bize bunu yapıyor? Bizi seviyorsa neden buraya kapattı? Neden bırakmıyor? Artık ondan korkmaya başladık.”

“Bugün korkunç bir şey oldu. Çok korkunç hem de! Bayan Falkland günlerdir farklı davranıyordu. Bambaşka bir insana dönüşmüştü. Bize gülümsemiyordu artık. Konuşmuyordu bile. Tamamen içine kapanmıştı. Artık iyice korkmaya başlamıştık ondan. Bugün de bizimle hiç konuşmadı. Yanımızdan öylece geçip gitti. Ardından pencereyi açıp önüne geçti. Bize son bir kez baktı. Çatı katındaki son günümüzmüş, öyle söyledi. Buradan gidecekmişiz. Daha sonra kendini pencereden aşağıya bıraktı. Çok korktuk, ağladık. Artık Bayan Falkland yok. Bizi burada bıraktı. Peki bize ne olacak? Dediği gibi buradaki son günümüzse bizi kim kurtaracak?”

Günlüğü kapayıp okumayı bırakıyorsun. Derin derin nefes alıyorsun. Günlükten öğrendiklerin hem seni dehşete düşürüyor hem de olayın gizemi artık iyice aklını karıştırıyor.

Okudukların üzerinden kafa yormaya başlıyorsun. Bayan Falkland önce çocukları kaçırıp sonra niçin intihar etmiş olabilir? Ya çocuklar? Kaybolma ve intihar olayından sonra polis ve dedektiflerin yetimhanenin her yerini didik didik etmiş olduklarını biliyorsun. Yani Bayan Falkland’ın ölümünden sonra çocuklar çatı katında kalmış olamazlar. Peki öyleyse intihardan sonra onlara ne oldu? Yoksa günlükte yazdığı gibi Bayan Falkland’ın intihar etmeden önce çocuklara söyledikleri gerçekleşmiş olabilir mi?

-Kapak açılma sesi-

Sen bunları düşünürken arkanda duyduğun yeni bir sesle yeniden irkiliyorsun. Hemen sesin geldiği yere dönüyorsun. Yatakların yanındaki bir dolabın kapağı ardına kadar açık duruyor.

Feneri oraya doğru tutarak ağır adımlarla dolaba doğru ilerliyorsun. Kalbin endişe ile çarpıyor. Karanlık etrafını sarmışken dolabın içinde neyle karşılaşabileceğini düşündükçe titriyorsun.

Sonunda dolaba varıyorsun. Nefesini tutarak içeriyi aydınlattığındaysa görmeyi hiç beklemediğin bir şeyle karşılaşıyorsun. Dolabın içinde küçük bir asansör var. Büyük ihtimalle az sayıda çocuğun daha hızlı biçimde aşağıya inebilmesi için dizayn edilmiş olmalı. Eski yapılarda sıkça rastlanılan bir durum bu.

Merakla asansörün içine geçip kapısını kapatıyorsun. İçeriyi aydınlattığında kenarda bazı tuşlar olduğunu görüyorsun. Birkaç tanesine dokunuyorsun ancak hiçbir şey olmuyor. Sonra sırayla diğerlerine de basıyorsun. Asansör birden hareket ederek aşağıya inmeye başlıyor.

Bir süre sonra asansör duruyor. Yavaşça uzanıp kapıyı itiyor ve dışarı çıkıyorsun. Etraf tamamen karanlık, dışarıdan hiç ışık girmiyor. Fenerinle ortalığı aydınlatarak yavaş yavaş ilerliyorsun. Sen ilerledikçe sanki karanlık seni daha da çok yutuyor. Bir kara deliğin içine çekilir gibisin. Ses yok, ışık yok, hiçbir şey yok. Korku içini yakıyor.

-Gıcırdama sesi-

Duyduğun ani sesle sıçrayarak arkanı dönüyorsun.

-Darbe sesi-

Gözün kapanıyor ve her şey tamamen kararıyor. Kafana aldığın darbe ile bilincin kapanıyor.

Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmediğin bir anda gözlerini kırpıştırarak yavaş yavaş açmaya başlıyorsun. Kafanın arkası acıyla zonkluyor. Neler olduğunu hatırlamaya çalışıyorsun. Asansörden karanlık bir yere inmiştin ve her yer kararmıştı. Sonrasıysa zihninde yok.

Bilincin yavaş yavaş geri gelip gözlerin ortama alışmaya başladığında nerede olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Bir sandalyede oturduğunu fark ediyorsun. Elini kafandaki acıyan yere dokunmak için kaldırmak istediğinde bunu başaramıyorsun çünkü ellerin kelepçeli. Kolların sandalyenin arkasına doğru kıvrılmış durumda. Ellerini zorluyorsun ama nafile. Hareket etmiyorlar.

Uğraşmayı bırakıp etrafa bakmaya başlıyorsun. Bulunduğun yer bayılmadan önceki gibi karanlık değil. Etraf aydınlatılmış durumda. Gözlerini çevrede gezdirdiğinde bodrum gibi bir yerde olduğunu anlıyorsun. Oturduğun yerin biraz ilerisinde bir tezgah var. Tezgahın üzerinde bazı şeyler olduğunu görüyorsun. Dikkatli bakınca bunların ne oluğunu anlıyorsun. Kesici ve delici birkaç alet büyük bir bez parçasının üzerinde duruyor.

O sırada odanın yakınından ayak sesleri duyuluyor. Kısa süre sonra tezgaha yaklaşan tamamen karalara bürünmüş birini görüyorsun. Kafası siyah bir başlıkla kapalı olduğu için yüzü belli olmuyor. Karalar içindeki yabancı durup sana bakıyor, ardından da tezgaha yönelip tehlikeli aletlerin yanına gidiyor ve bir sandalyeye oturuyor.

O an aletlerin senin için hazırlandığını anlıyorsun. Hayatın büyük tehlikede ancak böyle ölmeye hiç niyetin yok. Kelepçenin seni durduramayacağını tecrübelerin sebebiyle biliyorsun. Onlardan kurtulmanın bir yolu var. Sol elinin parmaklarını kullanarak tüm gücünle sağ elinin başparmağına bastırıyorsun. Biraz zorlamanın ardından başparmağın eklem yerinden çıkıyor. Canın çok yansa da dişlerini sıkarak ağzından çıkacak çığlığı yutuyorsun. Artık elin esaretten kurtulmaya hazır. Sağ elini kelepçeden çıkardıktan sonra parmağını yeniden yerine takıyorsun. Artık kolların serbest.

Şimdi ne yapacağına karar vermek için etrafa bakıyorsun. Yabancı hala arkası sana dönük şekilde tezgâhtaki aletlerle ilgileniyor. Senin uyandığından ve kelepçeden kurtulduğundan haberi yok. Ayak seslerini ilk duyduğun tarafa bakıyorsun. Orada ardına kadar açık bir kapı var ve dışarıdan ışık geliyor. O yönden kaçabileceğini düşünüyorsun ancak önce karanlık yabancının icabına bakman gerek.

Yabancıyı alt edebilecek bir plan yapmak için etrafa göz gezdiriyorsun. O sırada tezgahın diğer tarafında karanlık yabancıdan uzakta bir bıçak durduğunu fark ediyorsun. Hızlı bir hareketle tezgaha hamle yapıp bıçağı kapabileceğini ve yabancıya saldırabileceğini düşünüyorsun. Onu bu şekilde etkisiz hale getirip kaçmak mantıklı olabilir. Ancak bıçağa olan mesafe çok yakın değil. En ufak bir hatanda yabancının dikkatini çekip onun kurbanı olabilirsin.

Daha sonra yabancının oturduğu sandalyeye çeviriyorsun gözlerini. Ani bir hamle ile onu hazırlıksız yakalama şansın olabilir. Sandalyeye tekme atıp yabancıyı yere düşürebileceğini ve bu fırsattan yararlanarak kaçabileceğini düşünüyorsun. Ancak onu düşürmeyi başaramazsan silahsız ve savunmasız kalacaksın. Bu durumda tehlikeli aletlere sahip yabancı için oldukça kolay bir lokma olacaksın.

Zaman daralıyor, bir seçim yapman gerek. Ancak iyi düşün. Alacağın karar yaşamını sonlandırabilir.

Ne yapacaksın Dr. Forrester?

3.Bölüm Sonu

Not: Hikaye tamamen tarafımdan kurgulanmış ve yazılmıştır, bana aittir. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Oylama Sonucu:

3A – Bıçağı almaya çalışacağım: %76

3B – Sandalyeye tekme atmaya çalışacağım: %24

Bir sonraki bölüm yüksek oy alan karara göre devam edecek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: