Dehşetin Doğduğu Kasaba

Evimin yakınlarındaki ormanın içinde bir kasaba var. Kimse onun hakkında konuşmak istemez. Tüm haritalardan çıkarılmıştır ancak aslında hala oradadır.

Bir şey hala orada yaşıyor.

O kasaba bir zamanlar benim de evimdi. Ailem ve arkadaşlarım orada yaşardı. Onları orada bıraktım.

Soğuk günlerde, kapım sessizce çalındığında onları düşünürüm. Çocukluğum aklıma gelir. Arkadaşlarımı hatırlarım.

Gençken birbirimize ormanda nelerin yaşadığı hakkında hikayeler anlatırdık. Hayaletler, ucubeler ve şeytanlar.

En korkuncuysa Köpek Adam’dı.

Ablam, Köpek Adam’ın ormanda yaşayan yaşlı bir adam olduğundan bahsetmişti. Doğumdaki deformasyon sebebiyle yüzü bir köpeğinkine benziyormuş. Ağaçların arasında çıplak gezermiş.

Bana insanların gözlerini yediğini anlatmıştı.

En iyi arkadaşım Li, ona kulak asmamamı söylüyordu. Köpek Adam sadece bir hikayeden ibaretti.

Öyle olsa bile, Köpek Adam bir insan değildi. O bir orman şeytanıydı. Ormanda yaşayan şeytanlar bize zarar veremezlerdi. Bize dokunamazlardı bile. Li böyle söylüyordu.

Haklıydı da. Bize yapabilecekleri bunlardan çok daha kötüydü.

Dehşet dolu günler cinayetlerle başladı. İlk olayı komşularımızdan duyduk. Yerel bir kasap evinden kanlar içinde dışarı çıkmış sırıtıyordu. Tüm ailesini canice katletmişti.

Onların gözlerini yemişti.

Kasabı mahkemeye götürecek memurlar şehirden gelene kadar onu kasabanın küçük hapishanesine kapatmışlardı. Hapishane evimize çok yakındı. Odamın penceresinden onun kahkahalarını duyabiliyordum.

Sonrasında kasabada çok daha fazla olay meydana geldi.

Kasabanın terzisi, yüzdüğü insan derilerini giyip sokaklarda dolaşıyordu. Yaşlı bir kadın torunlarının gözlerini oymuştu.

Hepsi hapishaneye kapatılmıştı ve sürekli kahkaha atıyorlardı. Binayı adeta tımarhaneye çevirmişlerdi.

Uyuyamıyordum, sürekli onların dehşet dolu sözlerini dinlemek zorunda kalmıştım. Ama bir gece derin bir uykuya daldım. Küçük bir kız rüyama girdi.

Beyaz bir elbise giymiş, yerdeki çiçekleri topluyordu. Yüzünü göremiyordum. Konuşmaya başladı.

“Bu kasabadaki herkes ölecek.”

Rüyalara giren ruhları duymuştum. Hayaletler düşlerinize girerler ve size kehanetlerde bulunurlar.

Bu ruh beni uyarmaya mı çalışıyordu?

“Kasabayı terk et. Terk et ve bir daha dönme.”

Çiçeği yere koydu ve bana döndü. Kızın gözleri yoktu.

“O şu an senin evinde.”

Aniden soğuk terler içinde uyandım. Biri odamda benimleydi. Gaz lambasının ışığı sayesinde koridorda duran annemin silüetini görebiliyordum. Elinde bir şey vardı.

“Anne?”

“Buraya gel, tatlım.” Diğer eliyle işaret ediyordu.

“Anne, gecenin bu saatinde ne yap-“

“Tatlım, lütfen buraya gel.”

Işık elindeki nesnenin üzerinde titredi. Bu ablamın kesik başıydı. Şok içerisindeydim.

“Anne, sen ne yaptın!?”

Bana doğru hamle yaptı. “HEMEN BURAYA GEL!”. Elleriyle boğazımı kavradı ve sıkmaya başladı.

“Bana gözlerini ver. Gözlerini ver bana. Gözlerini! GÖZLERİNİ! GÖZLERİNİ!”

Görüşüm bulanıklaşırken uzandım ve parmaklarımı annemin gözlerine soktum. Etrafa kanlar fışkırırken acı bir çığlık attı. Ellerinden kurtulmuştum. Vücudunu ittim ve kapıya doğru koştum. Kilide ulaştığımda arkama baktım. Ölü gibi yatıyordu. Kanlı gözlerini bana dikmişti. Ona ait olmayan bir ses çıkmıştı ağzından.

“Buraya gel.”

Hızla odadan dışarı kaçtım. Kapıyı kilitlerken arka taraftan vahşi tırmalamalar ve darbeler duydum. Evde babamı aramaya başladım.

Ablamın başsız cesedi salonda yatıyordu. Babamı arka kapının önünde buldum. Annemin gözlerini çıkarmak için kullandığı bıçak yanında duruyordu.

Hızla evden dışarı çıktım. Komşuları, polisi ya da herhangi bir yetişkini bulmaya çalışıyordum. Bana yardım edebilecek birini.

İçeride kalmalıydım. Dışarısı çok kötüydü.

Komşum, evinin önünde oğlunun dersini yüzüyordu. Kafası benim olduğum yöne doğru döndü.

“Kim var orada? Kokunu alabiliyorum.”

Bir ağacın arkasına saklandım. Benim olduğum yöne bir süre baktıktan sonra yeniden işine koyuldu.

Çalıların arasından süründüm ve gizlice kasabaya doğru ilerledim. Çalılar kasabanın her yerini kaplıyordu, o sebeple yardım için gidilebilecek tek yer kasabanın girişiydi. Oraya gitmeye çalışan tek kişi ben değildim.

Orada birçok kasaba sakini gördüm. Kasap, terzi, polis, Li’nin ebeveynleri. Neredeyse herkes girişe doğru yürüyordu. Kendimi yeşillikler içinde saklayarak onları takip ettim.

Kasabanın girişinde durdular. Kapının önünde toplanmışlardı, dışarı çıkmıyorlardı. Kapının dışı kapkaranlıktı. Köpek gözler karanlıkta onları izliyordu. Soğuk ve boğuk bir ses gecede yankılandı.

“Açım. Çocuklar. Bana daha çok çocuk getirin. Onları parçalara ayırın ve karanlığa doğru atın.”

Arkadaşlarımı aldılar. Önce Li’nin vücudu karanlığa fırlatıldı. Gözlerimi kapadım ama sesleri duyuyordum.

Et ve kemiklerin parçalanma sesini. Dişlerden çıkan çıtırdama seslerini. İnsanlık dışı acımasız kahkahaları.

Gözlerimi yeniden açtığımda yüzümde güneş ışığını hissettim. Kendimden geçmiştim.

İlk düşüncem korkunç bir kabus gördüğümdü ve eve dönmeye hazırlanmıştım. Sonra cesetleri gördüm.

Yerler koyu kırmızıya boyanmıştı. Sinek ve fareler parçalanmış et yığınlarının üzerinde geziyordu. Bir çocuğun etsiz kafatasını gördüm. Sonra Li’nin enkazın arasından bakan mavi gözlerini fark ettim. Bir karga gelip onları yedi.

Korkuyla kasabadan koşarak kaçtım. Komşu köy uzaktaydı ve oraya vardığımda boğazım kavrulmuştu. Ağzımdan çıkan tek kelime “şeytan”dı. İki balıkçı beni ormanın kenarında gördü ve bana su getirdiler. Biraz dinlendikten sonra bir şamana götürüldüm. Kasabanın merkezinde ona canavarı ve yarattığı katliamı anlattım.

Bir savaş gazisi olan köy şamanı hikâyemi duyduğunda ciddileşti. Bana dışarıda beklememi söyledi. Saatler sonra kararını bütün köyün önünde verdi.

“Orman iblisleri canlı insan etine dokunamaz. Bunu onların yerine kuklaları yapar. Katliamın yayılmasını durdurmak için tüm kuklaları yok etmeliyiz.”

Bu yüzden emirlerini verdi. Kasabamdaki kimseyi hayatta bırakmayacaklardı.

Gece çöktüğünde kasabamın yakınında bir yangın başlattılar. Girişin etrafındaki alana barikatlar kurdular. Eski tüfek ve kasap bıçaklarıyla kasabanın dışında beklemeye başladılar.

Ancak kasabadan dışarı çıkan olmadı.

Yangın yayılıp çatıları sardığında bile kimse ortaya çıkmadı. Hatta tüm evler yanıp ortalık yanmış et kokusuyla dolduğunda da kimseyi göremedik. Çığlık dahi duymadık.

Sadece karanlıkta kıkırdayan bir şeyin sesi geliyordu. Bu kıkırdama, dışarıda bekleyenler ses sanki tam önlerinden geliyormuş gibi hissedene kadar yaklaştı. Şafaktan hemen önce ürpertici bir kahkahaya dönüştü. Sonra da sessizliğe gömüldü. Şaman bu durumdan rahatsız olsa da yaptığımız ayinin başarılı olduğuna inancı tamdı. Ertesi sabah bir tören düzenledi ve köyün temizlendiğini ilan etti.

Tüm ailem ve komşularım resmi olarak o yangından öldü. Bu tam 50 yıl önceydi.

O günden beri ülkem çok gelişti. Kurtarıldığım balıkçı kasabası hafızalardan silindi, yaşayanlar taşındılar. Ben de yaşlandım.

Bu yaşlı halimle, eski evimi görmek istedim. Geçen yıl kasabama döndüm. Onca yıl sonra küle dönmüş evimin kalıntılarını görmeyi beklemiyordum.  Gerçekçi biriyimdir. Zaten gördüğüm şey bu değildi.

Kasabaya vardığımda hiç el değmemiş olduğunu gördüm. Yaşadığım küçük evler oradaydı, hiçbir şey olmamıştı. Yanmamış ağaçları gördüm. Hatta yaşayan insanları. Köpek kafalı insanları…

Kasabı çirkin suratıyla, terziyi yamuk çenesiyle, Li’yi çarpık gözleriyle gördüm.

Burası evim gibi gelmiyordu. Bir şey tarafından tamamen ele geçirilmişti. Ve beni burada istemiyordu.

Gençliğimdeki gibi kendimi çalılara gizledim ve arabama kadar süründüm. Gaza basıp yola koyuldum. Geç olmuştu ve gece çöküyordu. Şok beni tüketmişti. Uyku beni kandırıyordu. Henüz kasaba sınırlarından ayrılmadan yolun kenarında uyuyakaldım.

Yarım asır boyunca ilk defa rüyamda onu gördüm. Beyaz elbisesini, çiçeklerini, gözlerinin yerini almış siyah çukurları. Tırnakları omuzlarıma saplanırken sesi bir çığlığa dönüşüyordu.

“Sana geri gelme demiştim.”

Aniden gözlerimi açtım. Üç figür arabamın önünde duruyordu. Farları açınca yüzlerini gördüm.

Babam, annem ve ablam çarpık yüzleriyle bana bakıyordu. Gözleri yoktu.

Hızlıca aracı geri vitese takıp gazı kökledim. Buradan hemen çıkmak istiyordum. Yola çıktığımda olmayan gözleriyle beni takip ettiklerini hissedebiliyordum. Gaza bastıkça motor kükrüyordu.

Ormandan çıktıklarını gördüm. Çürüyen vücutları kaldırımın kenarında durdu.

Ormanın ilerisine baktığımda tüm kasabanın yolun kenarında dikildiğini gördüm. Karanlık göz çukurlarıyla beni izliyorlardı. Ormanı geride bırakırken arkamda bir şey duydum. Aracın içinden gelen bir kıkırdama.

Çakan bir şimşek aracın içini aydınlattı. O an arka koltukta onu gördüm. O çarpık yüzünü. O ölü bakışını. Deforme olmuş gülümsemesi hayatımda gördüğüm en rahatsız edici şeydi.

Sonra… aniden hepsi yok oldular. Yol ve orman bomboştu.

Hiç geri gelmemeliydim.

Beni eve kadar takip ettiler. Ailemi artık her gün görüyorum. Evimin yakınındaki ağaçlık alandan beni izliyorlar. Gece geç saatlerde kapımın vurulduğunu duyuyorum.

Onlara katılmamı istediklerini biliyorum.

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Çeviri tarafıma aittir.

YouTube kanalıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
Cem’den Dinle YouTube

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: