Artık Şekerlerden Nefret Ediyorum

Cadılar Bayramı en sevdiğim gündü eskiden. Olmak istediğiniz her şeyi olabildiğiniz yıl içerisindeki tek andı. En karanlık arzularınızı ortaya çıkarıp tüm dünyanın görmesini sağlardınız. Kimse büründüğünüz karakterin garip olduğunu düşünmezdi. Kıyafet seçiminiz yargılanmazdı, hatta bunun için övgüler alırdınız. Ve gecenin sonunda tüm emeklerinizin karşılığı olarak çanta dolusu şekerle ödüllendirilirdiniz.

Kapı kapı gezip şeker istemek için fazlasıyla yaşlıydım ancak kızımı bunu yaparken izlemek hoşuma gidiyordu. Haftalar öncesinden kostümünü seçerdi. Yaşı çok küçük olduğundan korkunç karakterlere bürünmezdi, o sebeple film veya televizyon şovlarına ait karakterleri tercih ederdi. Kızım kapıları dolaşırken ben de onun fotoğraflarını çekerdim. Kapı açılmadan önce her zaman “Şeker mi şaka mı?” diye sormasını da tembih ederdim. Birkaç yılımız böyle geçti. Ancak şimdi bu geleneği sorguluyorum. Özellikle de 113 Forest Road adresini ziyaret ettiğim o günden sonra.

Geçtiğimiz yılın Cadılar Bayramı’nda kızım peri gibi giyinmiş, yüzüne makyaj yapmıştı. Hatta tırnaklarına ojelerle kuyruklu yıldızlar bile çizmiştik. Her zamanki gibi yine mahallemizdeki evleri dolaşıyorduk. Sadece verandada ışığı yanan evlere gidiyorduk. Bu yazılı olmayan bir Cadılar Bayramı kuralıydı. Işık yoksa şeker yoktu yani. Son iki mevsimdir boş duran bir evin önüne geldiğimizde geceyi neredeyse tamamlamıştık. Burası mahalledeki en büyük yapıydı. Tüm evler tek katlıyken burasının iki katı vardı. Viktorya tarzı tuğlalardan yapılmış geniş ev belli ki bir zamanlar fazlasıyla güzeldi ancak şimdiki halini yenilemek için ciddi bir işçilik gerekiyordu. Çocuklar bu yapıyla alakalı çeşitli hikayeler anlatırdı. Bu sebeple evin verandasındaki ampulün yanıyor olduğunu gördüğümde kızımı oraya göndermek konusunda tereddütteydim.

Kızım kapıyı çalmak için yalvarıyordu, daha fazla şeker istiyordu. Onun bu isteğini karşılıksız bırakamadım. Eşim arabada otururken ben kızıma belli bir mesafeye kadar eşlik ettim. Kızım kapıya vardı, ben de biraz geride onu izliyordum. Sorması gereken soruyu ona yine hatırlatmıştım. Kızım uzanıp zile bastı. Kilise çanını andıran bir zil melodisi evin içinde bir süre yankılandı, ardından tekrar sessizliğe gömüldü. Birkaç saniye bekleyen kızım ne yapması gerektiğini soran gözlerle bana baktı.

O ayın başında evin sokağına park etmiş bir nakliye kamyonu görmüş, oraya birilerinin taşındığını düşünmüştüm. Fakat kimseyi görmemiştim. O akşam sokakta park etmiş bir araba yoktu ve evin içinde de hiç ışık göremiyordum. Belki evin sakinleri o gün dışarı çıkmış ve döndüklerinde hava karanlık olacağı için dışarıdaki ışığı açık bırakmışlardı. Kızıma el sallayarak onu arabaya çağırdım ve artık eve gideceğimizi söyledim. Yüzündeki hayal kırıklığı daha geceyi bitirmek istemediğini açıkça ortaya koyuyordu.

O sırada kızımın yüzü açılan kapıdan sızan ışık sebebiyle aydınlandı ve içeriden gelen bir ses beklemesini söyledi. “Şeker mi şaka mı?” diye heyecanla sordu kızım.

İçime tuhaf bir his yayıldı. Beynim sanki bir tehlike sinyali yayıyordu. Bir şeyler doğru gelmiyordu. Eğer evde birileri yaşıyorsa bu zamana kadar neden hiç ortaya çıkmamışlardı? İç güdüsel olarak kızıma doğru koşmaya başladım, basamakları zıplayarak geçiyordum. İçimdeki his sese doğru gitmemesi gerektiğini söylüyordu. Ona durması için bağırdım. O sırada kızım kapıya doğru döndü.

“İkisini de seçiyorum.” diye kızıma cevap verdi aynı ses. Sanki yıllardır sigara içen birininki gibi boğuk çıkmıştı.

Kapıdan uzanan iki el, kızımı tuttu ve onu içeri çekti. Attığı çığlık kulaklarımda yankılandı. Endişe ile ileri atıldım fakat kapı yüzüme kapandı. Kapıyı yumruklarken bağırıyordum. Dünyam çaresizlikle başıma yıkılırken vücudum şiddetle titriyordu. Olan biteni gören eşim koşarak yanıma geldi. İçeri girmemiz gerekiyordu. Bu sebeple geri çekildim, ayağımı kaldırdım ve tüm gücümle ahşap kapıya vurdum.

Kiriş sallandı ve ahşap bariyer karanlığın içine düştü. Çılgın gibi kızım için bağırırken tüm odalara girip çıkıyordum. Yaşama sebebim ellerimden uçmuştu ve ben bunun önüne geçmek için çok geç kalmıştım. Tüm aramalarımız sonuçsuz kalınca eşim acı içerisinde polise haber verdi. Sirenler küçük mahallemizi inletene kadar gözyaşları içinde birbirimize sarıldık.

Polislerin aylar süren araştırmaları hiçbir sonuç vermedi, kızıma ne olduğunu bulamadılar. Eşim benden uzaklaştı, olayların sorumlusu olarak beni görüyordu. Ona kızmıyordum çünkü ben de kendimi suçluyordum. Onun kapıya gitmesine izin vermeseydim ya da duygularımı dinleyip daha önce harekete geçseydim kızım hala bizimle olacaktı. Cadılar Bayramı artık sevdiğim bir gün değil, tam aksine hatalarımın bir hatırlatıcısı.

Şimdiyse olayın üzerinden bir yıl geçti ve bugün yine Cadılar Bayramı. Ve kızımdan da hala haber yok. Yani yoktu. Ta ki kapımın önünde bulduğum şeye kadar.

Kötü olayın yıldönümünde evimde acı ile otururken kapım çaldı. Gözetleme deliğinden baktığımda kimseyi göremedim. Kapıyı açtığımdaysa paspasın üzerinde, içinde on adet çubuk şeklinde şeker bulunan bir kase buldum. Kafamı kaldırıp onu koyan kişiyi görebilmek için etrafa baktım ancak kimse yoktu. Eğilip kaseyi elime aldım. Kenarına bir kağıt yapıştırılmıştı. Üzerindeyse “Şeker mi şaka mı?” yazıyordu. Yazıyı okuduğumda bir anlığına içim ürperdi. Kapıyı kapatıp içeri geçtim. Kaseyi masanın üzerine koydum. Kağıdı alıp arkasını çevirdiğimdeyse o ana kadar hiç hissetmediğim bir şok dalgası vücudumu ele geçirdi. Kağıttaki not bir mesajla devam ediyordu: “Kızını yeniden görmek istiyorsan tüm şekerleri ye.”

Tüylerim ürpermişti, aradan geçen bir yılın sonunda ilk kez kızımla ilgili bir gelişme olmuştu. Şoktaydım, tüm mantıklı düşüncelerimi kaybetmiştim. Kızımı yeniden görme şansı her şeyi önemsiz kılmış, beni ölesiye heyecanlandırmıştı. Bir an önce ona ne olduğunu öğrenmeliydim.

Kaseden bir çubuk şeker alıp acele ile ambalajını çıkararak ağzıma attım. Portakallıydı ve tadı oldukça lezzetliydi. Heyecanla bir an önce ağzımda erimesini bekledim. Diğer şekere geçmek için sabırsızlanıyordum. Hepsi bitince ne olacağını o an hiç düşünmüyordum.

Şekerin aroması keyif veriyordu. Ancak zaman geçip biraz eridikten sonra o lezzet kayboldu. Şekerin şekli de değişmişti. Dilime değen şeyin dokusu farklılaşmıştı. O an eriyen şekerin içinden bir şey çıktığını anladım. Elimi ağzıma götürdüm ve orada ne olduğuna bakmak için parmaklarımın yardımıyla dışarı çıkardım. Ağzımdan çıkan şeyi gördüğüm anda tüm vücudumu büyük bir dehşet kapladı. Ani bir çığlık atarak ağzımdan çıkan şeyi yere fırlattım.

Şekerin içinden çıkan şey tırnağında kuyruklu yıldız çizimi bulunan kesik bir parmaktı. Ve bundan dokuz tane daha vardı.

Artık şekerlerden nefret ediyordum.

Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Okuduğunuz metin, orijinal öyküde değişiklikler yapılarak tarafımdan yeniden hazırlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: