Annemi Dinlemedim

Merhaba. Kim olduğumu merak ediyorsanız öylesine bir çocuğum işte. Yaşımı sorarsanız, dokuz. Dediğim gibi sıradan biriyim. Herkes gibi okula gidiyorum. Oyun oynamayı, müzik dinlemeyi ve kitap okumayı severim. Dışarı çıkıp gezinmekten de fazlasıyla keyif alırım. Özellikle yeni yerler keşfetmeye bayılırım. Beni çok seven bir ailem var. Üstüme titriyorlar desem yeridir. Beni hiçbir şeyden mahrum bırakmazlar. Ben de onları hiç üzmedim bu zamana kadar. Özellikle annemi. O ne derse dinlerim. Ama o gün öyle yapmadım. Onu dinlemedim.

Yedi yaşımdayken şehir dışına taşındık. Şimdi bir çiftlik evinde yaşıyoruz. Etraf o kadar güzel ki. Yeşil renk her yeri dolduruyor. Beni harekete geçiriyor. Sonbaharla birlikte yeşil rengin kırmızı ve sarılara dönmesine şahit olmaksa başka bir duygu. İstediğim gibi koşuşturabileceğim koca bir alan var. Özellikle komşularımızın çocuklarıyla futbol oynamak çok eğlenceli oluyor. İnek ve tavuk da besliyoruz, onlarla vakit geçirmekten çok keyif alıyorum. Yazın akşamüstleri hava serinlemişken arka bahçeye dağılmış saman balyalarına uzanıp kitap okumak da bana ayrı bir zevk veriyor. Ama beni en çok heyecanlandıran şey bahçemize ait çitlerin ötesindeki sık ağaçlardan oluşan orman. Orada gezinirken geçirdiğim vakit boyunca içimdeki tüm enerjinin boşaldığını söyleyebilirim. Keşfetmeyi seven biri için bulunmaz bir nimet burası.

Aslında ilk zamanlar annem oraya gitmemi çok istemiyordu. Yalnızken başıma bir şey gelecek diye endişeleniyordu. Ama zaman geçtikçe benim gezgin ve kâşif ruhuma o da dur diyemedi. İlk başta kısa sürelerle izin verdi. Ormanda beş-on dakika gezinme hakkım vardı. Daha sonra bu süre yavaş yavaş uzadı. Şimdi ise günde bir saat ormanda dolaşabiliyorum. Tabii söylenen saatte dönmem şartıyla. Annemin kararı netti, hava kararmadan evde olmam gerekiyordu. Ben de onu dinleyip kurallara uyuyordum.

O gün hariç…

Bir yaz akşamüstüydü. Hava sıcaklığını yavaş yavaş kaybediyordu. Her gün olduğu gibi yine ormanda dolaşmaya çıkmıştım. Yeni yerler görmek beni heyecanlandırıyordu. Özellikle doğada dolanan hayvanlara rastlayıp onları gözlemlemek ve izlerini takip etmek muhteşem bir histi. O gün de bir tanesi ile karşılaşmayı umuyordum. Bu amaçla ormanın içine doğru inmeye başladım. Otların çatırtıları ve kuş sesleri dışında her yer sessizdi. Bu sessizlik huzur verse de ürkütücü bir yanı olduğu da inkar edilemezdi.

Ormana gireli yarım saat olmuştu. Oldukça fazla bir yol katetmiştim. Bir kayalığın yanına vardığımda aniden durdum. İleride hiç girmediğim bir yer keşfetmiştim. Burada ağaçlar daha sıktı. Ötesinde ne olduğunu merak etmiştim. İlerlemek problem yaratmazdı. Her gün ormana geldiğimden yolları biliyordum, o yüzden geri dönmek sorun olmayacaktı. Zaten kısa süre dolanacaktım, o kadar. Annemin bana izin verdiği saate yetişirdim.

Ağaçların arasına daldım. Biraz ileride bir patika uzanıyordu. Onu takip ettim. Ben keşfetme aşkıyla ilerledikçe patikadan farklı yönlere doğru küçük yollar uzanmaya başladı. Rastgele ilerlemeye karar verdim. Heyecanla ormanın içine daldım.

Büyük bir iştahla ilerlerken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. Havanın kararmaya başladığını algılamam çok vakit almıştı. Ani bir endişe midemi yaktı. Eve geç kalmıştım. Hemen geri dönmeliydim. Yoksa annem beni fena haşlardı. Zaten şimdiden çok merak etmiş ve kızmış olmalıydı. Eve vardığımda beni cezalandıracağı kesindi.

Zaman ilerledi ve hava iyice karardı. Hiç karanlıkta ormanda kalmamıştım. O nedenle yolu bulmak neredeyse imkansızlaşmıştı. Ben yönümü kestirmeye çalışırken koskoca bir saat daha geride kalmıştı. Bu labirent gibi ormandan çıkamıyordum. Kaybolmuştum. Acıkmış ve susamıştım. İçimdeki korku ise hepsinden baskındı. Ben koca bir aptaldım. Annem zamanında gel demişti. Onu dinlememiştim.

Arkamda duyduğum dehşet verici ses kulaklarımda yankılandı. Bu ani korku neredeyse kalbimi patlatacaktı. Bir ayı mıydı bu? Düşüncesi bile korkunçtu. Panik bedenimi ele geçirdi. Önümü doğru dürüst görmeden çılgın gibi gelişi güzel koşmaya başladım. Nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Sadece korku tarafından yönetiliyordum. Ay ışığından başka bir yol göstericim yoktu. Arkamdaki tehlikeden ölümüne kaçıyordum. Dengesiz adımlarım sonunda beni yarı yolda bırakmıştı. Yere kapaklandım. Ama dehşet daha baskındı. Yanan canıma aldırış etmeden hızla kalkıp karanlığın içinde koşmaya devam ettim.

Sonunda ileride bir ışık gördüm. Belki bir umut ışığıydı bu. Kaslarım acısa da oraya koştum. Sonunda ağaçlar bitmiş ve bir açıklığa gelmiştim. Kafamı kaldırıp ileriye baktım. Önümde iki katlı bir ev duruyordu. Işıkları yanıyordu. Kafamı yana çevirdiğimde evin önünde elinde fenerle dolaşan birini gördüm. Ardındansa adımı duydum. Biri bana sesleniyordu.

Bu annemin arkadaşı Bayan Carrie’ydi. Nereye gittiğimi bilmeden onun evine kadar gelmiştim. Feneri karanlığın içine tutarak adımı bağırıyordu. Belli ki kaybolduğumu öğrenmişti ve beni arıyordu. Uzun zamandır annemle konuşmuyorlardı. Aralarında ne geçti bilmiyordum ama bir süredir küs gibiydiler. Bayan Carrie eskiden ara sıra bize gelirdi. Fakat onu uzun süredir görmemiştim. Şimdi ise gördüğüme inanılmaz sevinmiştim. Rahatlamıştım.

“Bayan Carrie, buradayım!” diye seslendim. Kadın hızla dönerek feneri bana tuttu ve yaklaştı. Ardından büyük bir sevinçle sarıldı. “Ah oğlum, Tanrıya şükür buradasın. Herkes seni arıyor. Özellikle annen meraktan deliye döndü!” Ardından bir yerime zarar gelip gelmediğini kontrol etti.

“Annen yaklaşık bir saat kadar önce bana geldi. Endişe ile senin kaybolduğunu anlattı. Çok korktuk. Kadın perişan halde eve döndü”. Sırtındaki hırkayı çıkarıp omuzlarıma koydu. “Hava soğuyacak. Haydi içeri gel de hemen annene haber verelim.”

Hızlı adımlarla bahçeyi geçip eve girdik. Bayan Carrie beni salonun yanında duran yemek masasına oturttu. Ardından “Karnın aç mı?” diye sordu. Kurt gibi açtım hem de. “Evet” dedim. Kadın bana bir bardak su uzattı. “Hemen annene haber veriyoruz ve ardından yiyecek bir şeyler hazırlıyorum” diyerek büyük bir aynanın altında duran büfeden telefonunu aldı ve annemle konuşup beni bulduğunu haber verdi.

Görüşme bitince Bayan Carrie bana gülümsedi. “Annen sevinçten deliye döndü. Seni almaya geliyor. Ben de hemen bir şeyler hazırlayıp geliyorum. O gelene kadar karnını doyurman gerek.”

Aradan yaklaşık 15 dakika geçtikten sonra Bayan Carrie kocaman bir tepsiyle salona geldi ve onu masaya koydu. Tepsinin üzerinde rostoya benzeyen ve harika görünen bir et vardı. Enfes bir koku yayıyordu. Ormanda saatlerdir ne kadar aç kaldığımı o an daha iyi anlamıştım.

“Seni bulmadan bir az önce yapmıştım. Taze sayılır.” dedi kadın etten büyük bir parça kesip tabağıma koyarken. Ardından kendine de biraz alıp yanımdaki sandalyeye oturdu. “İnsanları meraktan öldürdün. Neler oldu anlat bakalım.”

Kadının söyledikleri beni utandırmıştı. Sorumsuzluğum sebebiyle onca insanı korkutmuştum. Çok mahcup hissettim kendimi. Lezzetli etten bir parça yedikten sonra başımdan geçen her şeyi anlattım. Kadın beni ilgiyle dinledi ve bundan sonra daha dikkatli olmam konusunda nasihatlerde bulundu.

Bir süre daha iştahla yemeye devam ettikten sonra Bayan Carrie’ye aklımdaki soruyu sordum. “Annemle uzun zamandır neden görüşmüyordunuz?”

Kadın hafifçe gülümsedi. “Oldukça önemsiz bir mevzuydu aslında. Fakat bugün bana gelip sana olanları anlatınca barıştık.” Yüzü birden düştü. “Ben de oğlumu kaybettim. Nasıl hissettiğini bilirim.”

“Barıştığınızı duyduğuma sevindim” dedim. Ama sevinmek yerine lanet etmem gerektiğini yediğim şeye daha yakından bakınca anlamıştım. Bayan Carrie’nin annemle yaptığı telefon görüşmesi koca bir yalandı. Onunla hiç konuşmamıştı. Yine annemi dinlemedim ve kadının davetini kabul edip evine girdim. Oysa bana ona sakın gitme demişti daha önceden.

Tabağımdaki etin üzerinde damga gibi bir şey vardı. Belli belirsizdi ama dikkatli bakınca anlaşılıyordu. Bu bir dövmeydi. Annemin kolundakinin aynısıydı. Yüreğim dehşetin acı dolu pençelerinde parçalandı. Bayan Carrie bana annemi yedirmişti.

Not: Hikaye tamamen tarafımdan kurgulanmış ve yazılmıştır, bana aittir. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Annemi Dinlemedim” için 4 yorum

Kendininkini ekle

  1. Orman faslında gerilimi arttırarak okuyucuyu öykünün içinde tutmak daha isabetli bir tavır olabilirdi. Yine de sürpriz bir final hoş olmuş.

    Beğen

  2. Beray Çelebi
    Kimi detaylar fazla olmuş gibi geldi.O etin çok farklı bir şey olduğunu tahayyül ediyorum. O kadın bir büyücü. Sanki ben yazmışım gibi .Harikasın.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: