Kardaki Yabancı

Noel yaklaşıyordu. Evler, sokaklar, alışveriş merkezleri kısacası her yer haftalar öncesinden süslenmişti. Herkeste tatlı bir heyecan vardı. Özellikle çocuklar Noel babadan bahsediyor, ailelerinin onlara ne hediye alacağı hakkında konuşuyorlardı. Her hazırlık yılın bu zamanlarına güzellik katıyordu. Ama Noel’i asıl güzelleştiren şey kardı. Kar bu sene tam da Noel arifesinde yağmış, beyaz örtü şehrin her köşesini sarmıştı. Tüm şehir gece gündüz fark etmeksizin muhteşem görünüyordu.

Ben doğanın dokunduğu bu harika Noel’i yalnız geçirecektim. Ait olduğum şehrin dışında, ailem ve erkek arkadaşımdan uzakta sürdürüyordum üniversite eğitimimi. İki yıldır yalnız yaşamaya alışmıştım evet ama en azından Noel’de sevdiklerimin yanında olmak isterdim. Maalesef sınavlar buna izin vermedi. Şu lanet olası sınavlar yılın önemli günlerine denk gelmiyor mu, hasta oluyorum. Oysa geçen sene ne kadar güzeldi. Hep beraber ailemin evinde kutlamıştık, hem Noel’i hem de yılbaşını. Şimdi ise ben uzaklardaydım. Ayrıca çalışmak da zorundaydım. Derslerimden arta kalan vakitlerimde bebek bakıcılığı yaparak eğitim masraflarıma destek oluyordum. Hem oyalanıyordum da. Çocuklarla olmak hoşuma gidiyordu.

Yaşadıklarım yüzünden asla hatırlamak istemediğim bu Noel öncesi soğuk günlerden birinde yine bebek baktığım bir ailenin evinden dönmüştüm. Oldukça yorgundum. Tek istediğim sıcacık kahvemi alıp televizyonun karşısındaki kanepeme kurulmaktı. Kafamda geceyi güzel bir filmle geçirmek vardı. Bir şeyler atıştırdıktan sonra kendime güzel bir kahve yaptım. Ardından raftaki DVD’leri karıştırmaya başladım. Korku filmi mi? Tabii ki hayır. Hele böyle evde yalnızken asla. Daha sıcak bir film olmalıydı, bu soğuk havada içi ısıtan cinsten. DVD’ler arasında Vicky Cristina Barcelona’yı seçtim. Woody Allen böyle günlerde her zaman iyi gelirdi. Evdeki tüm kapıları kilitledikten sonra kanepeye yerleşip filmi başlattım. Battaniyeyi üzerime çektim ve salonumdaki kayar kapının penceresinden bahçeye baktım. Kar tüm gün boyunca hiç durmadan yağmıştı. Ve hala yağmaya devam ediyordu. Hem bu güzel ambiyansın hem de yorgunluğun etkisiyle kısa süre sonra uyuyakaldım.

Bir sesle aniden uykumdan sıçrayarak uyandım. Uyku sersemiydim. Bir şey duymuş muydum yoksa bu sesi kafamdan mı uydurmuştum? Kendimi silkeleyerek yüzümü bahçeye döndüm ve…

Onu gördüm. Yüzü sargılı bir adam bahçede durmuş sanki bana bakıyordu. Sokak lambasının ışığı arkadan vuruyor, kayar kapının hemen dışındaki yabancıyı gölgelere boğuyordu. Adam kıpırdamıyordu. Yağan karın altında hareketsizce beni izliyordu. Dehşet içindeydim. Adamın elinde tuttuğu nesneyi görünce yaşadığım korku daha da arttı: Işığın altında kurbanını ararcasına parlayan keskin bir bıçak…

Kanepeden fırlayarak acı bir çığlık attım. Paniklemiştim ve bu hiç iyi değildi. Sakinleşmeli, kendime hakim olmalı ve düşünmeye başlamalıydım. O adam içeri girmemeliydi. Uyumadan önce her yeri kilitlemiştim. Evet, güvendeydim. Tam o anda kalbime sanki bir yıldırım düştü, vücut ısım hızla yükseldi. Bahçeye açılan mutfak kapısını kilitlemiş miydim? İşte buna emin değildim. Aniden beynim bacaklarıma hükmetmeye başladı. Koridoru rüzgar gibi geçerek mutfağa doğru deli gibi koştum. Tam adımımı içeri atmıştım ki ayağım eşiğe takıldı ve yere kapaklandım. Sersemlemiştim. Başımı zemine çarpmıştım. Yerde yavaş yavaş sürünerek tutunacak bir yer aradım. Tezgâhtan destek aldım ve doğrulup kafamı hafifçe yukarı kaldırdım.

Lanet olası yüzü sargılı yabancı bu sefer camlı mutfak kapısının dışında duruyordu. İrkilerek kendimi geriye attım. Adam peşimi bırakmıyordu. Beni öldürmeden rahat etmeyecekti. Deli gibi korkuyordum. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Neden ben? Lanet olası herif benden ne istiyor?

Ben dehşet içinde ağlarken adam elindeki bıçağı havaya kaldırıp bana doğru alay eder gibi sallamaya başladı. Göremiyordum ama o sargının altından çaresizliğime gülüyor olmalıydı. Onun gözünde acınacak haldeydim.

O an tek şey bir şey diledim: Mutfak kapısının kilitli olmasını. Hayatta kalma içgüdüm aniden harekete geçmemi emretti. Bir anlık cesaretle kendimi öne, mutfak tezgâhına doğru attım. Çekmeceyi karıştırıp elime ilk geçen objeyi aldım. Artık bende de bir bıçak vardı.

Yüzümü yeniden bahçeye döndüm ve irkildim. Adam orada yoktu. Hemen kapıya yönelip kilidi kontrol ettim. Kilit aktifti. Rahatlamıştım. En azından ortadan yok olan yabancı içeri girmemişti. Cama yaklaşarak dışarıya baktım. Görünürde kimsecikler yoktu.

Vakit kaybetmeden tekrar salona koştum. Yardım istemeliydim. Cep telefonum sehpanın üzerinde duruyordu. Uzanıp oradan aldım. O an ortadan kaybolmam gerektiğini düşündüm. Beni dışarıdan izlememeli, yardım çağırırken haberi olmamalıydı. Güvenli bir yere saklanmalıydım. En azından kendimi öyle hissedeceğim bir yere. Hızla elbiselerimin yer aldığı giyinme odama koştum. Dolabı açıp kıyafetlerin arasına gizledim kendimi. Ardından telefondan numaraları tuşlayarak polisi aradım. Karşıma çıkan memura durumu aktarıp acil yardım istedim. Telefonu kapadıktan sonra sessizce beklemeye başladım. Çıt çıkarmamak için elimden geleni yapacaktım. Elimdeki bıçağı sıkı sıkıya kavradım.

Dakikalar geçti. Ben sessizdim, sanki bir ölü gibi. Ev sessizdi, sanki bir ölünün evi gibi. Hiçbir şey olmadı. Sadece sükûnet hakimdi eve.

Hareketsiz kaldığım uzunca bir sürenin ardından evin dışında sesler duymaya başladım. Kapım çalındı. Korkuyordum. Zil birkaç kez daha çaldıktan sonra polislerin içeriye seslendiğini işittim. Dolabı terk etmeye cesaret edemiyordum. Ses etmeden polislerin bir şekilde içeriye girmelerini bekledim. Ekipler kapıyı zorlayarak içeri daldı. Ancak o zaman gönül rahatlığıyla dolabı terk ettim. Daha sonra amirlerine başımdan geçenleri anlattım.

Polisler evi incelemeye başladı. Bense battaniyeme sarılmış halde kanepeme gömülmüştüm. Yaşadıklarımın şokundan çıkmaya çalışıyordum. O sırada dedektif olduğunu tahmin ettiğim biri bana doğru yaklaştı. Bir fincan kahve uzatıp sordu: “İyi misiniz?”

Kahveyi memnuniyetle kabul ettim. “Evet” anlamında başımı salladım.

Dedektif devam etti. “Size bir şey göstereceğim ama lütfen panik olmayın.” Bana cebinden çıkardığı arkası yapışkanlı bir kağıt uzattı. “Bunu saklandığınız dolabın kapağında bulduk.”

Kağıdı merakla aldım, üzerinde bir not vardı. Notu okuduğum anda dehşetle elimi ağzıma kapadım. Kağıtta şöyle yazıyordu: “Saçların çok güzel kokuyordu, uyandırmaya kıyamadım.”

Dedektif şok olmuş yüzümü görünce yeniden konuştu. “Hanımefendi. Dışarıdaki kar üzerinde ayak izine rastlamadık. Evin her yerinde ıslanmış bot izleri var. Adam baştan beri dışarıda değil yanı başınızdaymış. Camda gördüğünüz şey adamın yansımasıymış.”

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Dinlediğiniz metin, değişiklikler yapılarak tarafımdan yeniden hazırlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: