Güzel Karım

Güzel karım;

Nasılsın? Seni çok özledim.

İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Seninle ilk karşılaştığım günü? Yağmurlu bir Ekim öğleden sonrasıydı. Uzaktan görmüştüm seni. Bir kafeye giriyordun. Şemsiyeni kapatıp kapıyı açmaya çalışıyordun. Nasıl etkilenmiştim senden. O siyah saçların etrafa dağılırken benim de kalbimi darmadağın etmişti. Ellerin doluydu, zorlanıyordun. Büyülenmiş zihnimle hemen yanına koşup sana yardım etmiştim. Nasıl da güzel bakmıştın bana o zeytin yeşili gözlerinle, teşekkür etmiştin. O gün seninle hayatımın en lezzetli kahvesini içmiştim. Gözlerinin içinde kaybolurken hayatımın o karşılaşmayla değişeceğini bilmeden…

O kafe her şeyin başlangıcı olmuştu. Aşkımızın başlangıcı. Yeni hayatımızın ilk günü kahvelerimizin yudumlanmasıyla start almıştı. Artık seni görmeden edemiyordum. Sen olmadığında sanki duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Ne zaman sana kavuşsam o zaman nefes aldığımı hissediyordum. El ele gezdiğimiz her sokağa, caddeye, kafeye, sinemaya, restorana anılarımızı bırakıyorduk. Gözlerimiz aşkla birbirine kilitleniyordu. Hangi şehir aşkımızı tatmadı ki? Paris, Madrid, Prag, Roma… Bisiklet yolculukları, piknikler, kır gezileri, nehir turları, gece eğlenceleri… Hepsinin yağmurunu, güneşini; kışını, yazını birlikte tattık. Hepsi bizi bağrına bastı ve hiç unutmadı. Bizim onları unutmadığımız gibi.

Geçen mutlu seneler boyunca bir çocuğumuz olmadı maalesef. Bu büyük aşkı taçlandıramamıştık. Benim yüzümdendi. Ben de bilmiyordum çocuk sahibi olamayacağımı önceden. Seninle öğrendim. En az senin yıkıldığın kadar ben de yıkılmıştım. O günden itibaren bana bakışın değişmişti. Sanki gözlerinle beni suçluyordun. Ne kadar inkâr etsen de bu böyleydi. Ne hakaret ettin, ne bağırdın, ne çağırdın. Sadece bakışlarınla un ufak ettin kalbimi. Sana göre her şeyi ben mahvetmiştim. Ama inan benim suçum değildi. Aynı şeye sen sebep olsaydın ben böyle yapamazdım.

Ben hep seni sevdim, yalnızca seni.

Ama artık yoksun. Buna dayanmak inan çok zor.

Keşke o gün hiç yaşanmasaydı. Hiç var olmasaydı. Seni o şekilde hiç görmeseydim. Oradaydın. Seninle şu ilk tanıştığımız kafede. Yine yağmur yağıyordu ve sen yine bir şemsiye taşıyordun. Seni orada gördüm. Bu kez başka bir adamın yanında gülerken. Uzun zamandır böyle mutlu olduğunu hatırlamıyordum. Geçmişe, ilk tanıştığımız ana döndüm. Kendimi adını bilmediğim o yabancının yerine koydum. Aynı bana baktığın, aynı bana güldüğün gibi gülüyordun. Ama o yabancı ben değildim. Yerimi başka biri almıştı. Belki nerede olduğumu merak bile etmiyordun.

Ne acı, ne sinir, ne de yalnızlık hissi. O an tek hissettiğim şey hayal kırıklığıydı. Ve senden ilk defa nefret ediyordum.

Hatırlıyor musun saat kaçtı? Evin kapısını açıp içeri girmiştin. Yanıma geldin. Gülümsedim sana. Sen de hafiften bir tebessüm ettin. Seni kendime doğru çektim. Avuç içlerimle o ipek gibi yumuşak saçlarını okşadım. Yüzümü yaklaştırdım sana. Dudaklarım dudaklarınla buluştu. Artık o eskiden hissettiğim arzuyla yanmıyorlardı. Yine de gülüyordum yüzüne, yalandan da olsa seviyormuş gibi. Ama dedim ya, o gün senden nefret ediyordum.

Aniden ellerimi boğazında birleştirdim. O narin ve küçük boynun ellerimin altında eziliyordu. Gözlerini dehşetle açmıştın. Sesini çıkaramıyordun. Boğazını daha da kuvvetlice sıktım. Ellerim tüm gücümle birbirine kenetlenmişti. Gözlerine yavaş yavaş oturmaya başlayan kanı gördükçe daha da şiddetli sıktım.

Nefret gözümü kör etmişti, sana karşı hissettiğim tiksinme duygusunu durduramıyordum. Başını duvarlara vururken çıldırmış gibi gülmeye başladım. Yeşil gözlerindeki yaşam belirtisi kafan her darbe alışında biraz daha azalıyordu. Ellerimin arasında kaybolmuş boynun mosmor olmuştu. Kafatasındaki kemiklerin parçalanma sesi beni daha da keyiflendiriyordu. Başından oluk oluk akan kan nedeniyle artık yüzünü göremez olmuştum. Görmek de istemiyordum zaten. Sadece ölmeni istiyordum.

Sonunda duraksadım. Kafanı duvarlara çarpmayı bıraktım. Boğazındaki ellerim gevşemişti. Cansız bedenin hareketsizce kollarımda duruyordu. Artık o tatlı nefesin, hayat veren bakışların yoktu. Oyuncak bir bebekten farksızdın.

Yerde yatarken sana son kez baktım. Gözümden tek bir damla yaş usulca akıverdi. Tek bir kelime fısıltıyla döküldü kurumuş dudaklarımdan: “Elveda.”

Cesedini hiç bulamadılar, bulamayacaklar da. Zaten bunun ne önemi var. Sen hep benimle olacaksın. Hep kalbimde ve zihnimde yaşayacaksın. Sonsuza dek benim olacak ve öyle kalacaksın.

Güzel karım. Nasılsın? Seni çok özledim.

Not: Hikaye tamamen tarafımdan yazılmıştır, bana aittir. İzinsiz veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: