Benim Teyzem Bir İstifçi

Teyzem kibar ve yardımsever biriydi. Dul bir kadındı ancak bu durumun hayatını etkilemesine hiç izin vermedi. Kurallara ve geleneklere karşı sert bir tavır takınıyor olsa da altın gibi bir kalbi vardı. Maddi anlamda zorlandığı zamanlarda bile ihtiyacı olanlara para yardımı yapıyordu. İnsanlar onu seviyorlardı.

Küçükken teyzemi sık sık ziyarete giderdim. Deniz kenarındaki evinde onunla buluşmak inanılmaz heyecan verici bir şeydi benim için. Malikâne demek daha doğru olur. Yaşadığı yer gerçekten çok farklıydı. Evin tamamında tarih yatıyordu. Her yer fotoğraf albümlerinden antika mobilyalara kadar bir çok eşya ile doluydu. Kasaba sakinleri ona istifçi dese de teyzem kendini koleksiyoncu olarak niteliyordu. “Ben anıların koleksiyoncusuyum” derdi bana biz her daim şöminede canlı kalan ateşin sıcaklığında otururken. O gençliğinden hikayeler anlatırken ben halı kaplı zeminde oturmayı tercih eder ve dikkatle dinlerdim. Asla son bir hikaye daha duymadan yatağa gitmezdim. Genç teyzemin enerjik anıları, o an sallanan sandalyede oturan kırılgan kadınla o kadar tezat oluşturuyordu ki.

Teyzem bana evde rahatça dolaşma izni vermişti. Bu harika bir şeydi çünkü keşfedilecek çok şey vardı. Malikane savaş yıllarında yapılmıştı, o nedenle birçok tünel ve gizli geçit barındırıyordu. Saklı odalar daima tozluydu ve geçmiş yılların kalıntılarıyla doluydu. Ne zaman bu gizli alanlarda eskiden kalmış şeyler bulsam teyzeme götürüp bunları neden sakladığını sorardım. O da bana “Ah tatlım. Beni biliyorsun. Asla hiçbir şeyi atmam.” derdi. Ona insanların neden istifçi dediğini eve saçılmış onca eşyayı düşününce anlayabiliyordum.

Teyzemin bana her yere giriş izni verdiğini söylemiştim ama dürüst olmak gerekirse bu tam anlamıyla doğru değildi. Girmemi yasakladığı bir oda vardı. “Bodrum katı çok eski ve tehlikeli tatlım. Oraya gitmek yok, anlaştık mı?” derdi bana. Ben de gülümseyip evet anlamında kafamı sallardım. Ama meşeden yapılmış bodrum kapısının arkasında yer alan ve benim keşfetme potansiyelimi engelleyen şeyin ne olduğunu hep merak ederdim. Kapı çok sıkıydı ve her zaman kilitliydi. O nedenle burayı araştırma hevesim çabuk kırılıyordu. Evin içerisinde beni bekleyen diğer gizli maceralara doğru koşturuyordum.

Teyzem ruhsal bir rahatsızlığın belirtilerini gösterene kadar her şey bahsettiğim gibi gidiyordu. Kadın bazı şeyleri unutmaya başlamıştı. İlk başta evin anahtarlarını nereye koyduğunu hatırlamaması gibi küçük olaylar vardı. Yaşadıklarına rağmen gülümsemeyi bırakmamıştı. “Asla hiçbir şeyi atmam” parolasını sürdürüyor ve bana koleksiyonundaki eşyaların hikayelerini anlatmaya devam ediyordu.

Ancak teyzemin durumu hızla kötüleşmekteydi. Artık benim adımı bile hatırlayamayacak hale gelmişti. O dönemler 20’li yaşların başındaydım ve onu ziyaret etmeye devam ediyordum. Ne yazık ki teyzem kısa bir süre sonra hayata veda etti. Yaşadığı son günlerin birinde onu sallanan koltuğunda kendi kendine fısıldarken buldum. “Harold, Harold, Harold” diye sayıklıyordu. Bu amcamın ismiydi. Amcam hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum çünkü teyzem ondan hiç bahsetmezdi. O nedenle ismini ağzından kaçırınca şaşırmıştım. Ona yaklaşıp amcam Harold hakkında bir şey söylemek isteyip istemediğini sordum. Ama dudakları kıpırdamadı bile. Sadece boşluğa bakıyordu. Birkaç gün sonra teyzemi kaybettik. Onu sonsuzluğa uğurlamak benim için bir hayli yıkıcıydı.

Ölümünden birkaç gün sonra teyzemin evini bana bıraktığını öğrendim. Çok heyecanlanmıştım. Ev benim için çok fazla şey ifade ediyordu ve hemen oraya taşınmaya karar verdim. Birkaç gün sonra bu hayalim gerçekleşti ve teyzemi ziyaret ettiğimde kaldığım odaya yerleşiverdim. Bütün kutularımı açtıktan sonra eski oyun alanlarımı görmek için evde gezinmeye başladım. Değişen bir şey yoktu, sadece biraz daha eskimişti. Ev biraz eforla çok güzel bir form kazanabilirdi. Kolları sıvayarak malikâneyi restore etmeye başladım. Birkaç hafta içinde fazlasıyla yol kat etmiştim. Ev en az 10 yıl önceki gibi gözüküyordu artık. Teyzemin hiçbir eşyasını atmadım çünkü o da hepsini saklamamı isterdi.

Günün birine temizlik yaparken bodrum katının kapısını fark ettim. Aradan geçen yıllar bana burayı unutturmuştu. Teyzemin bana bodrumu yasaklaması da hatırlamamamda etkili olmuştu. Ama artık bu ev benimdi ve kapının arkasında saklanan sırları görme iznim vardı. Ayrıca madem temizlik yapıyordum, orayı da temizlemeliydim. Ancak kapı yıllardır olduğu gibi kilitliydi. O sırada kirişin üzerinde bir şeyin parladığını fark ettim. Çocukken boyum kısa olduğu için onu görmem mümkün değildi fakat artık büyümüştüm. Uzandım ve nesneyi elime aldım. Bu pirinç bir anahtardı. İçimi garip bir heyecan kapladı. Yıllar süren merakıma artık bir son verebilecektim.

Anahtarı deliğe sokup çevirdim. Eski kilidin dişlileri biraz zorlandıktan sonra yüksek sesle hareket etti. Kapı gıcırdayarak açıldı ve karanlığa doğru alçalan ahşap merdivenleri gözler önüne serdi. Görüntü ürkütücüydü. Ellerimle duvarda elektrik düğmesi aradım. Sonunda bir şeye dokunmuştum. Şalteri indirdim. Aşağıda bir ampul saliselik yandı ve ardından gürültüyle patladı. Bunu tahmin etmediğim için kendimi geriye attım. Karanlık bir yere gitmiyor, sanki beni içine çekmek için bekliyordu. Bir el feneri bularak geri döndüm. Yutkundum. Burayı hep merak etmiştim ancak şimdi karanlığa inmeye korkuyordum.

Cesaretimi toplayarak yavaş yavaş basamaklardan inmeye başladım. El fenerinin ışığı her adımımı takip ederek ortalığı az da olsa aydınlatıyordu. Sonunda taş zemine bastığımı hissettim. Ortam buz gibi soğuktu. Ürpermiştim. Titreyerek el fenerini etrafa tuttum. Oda oldukça genişti ve duvarlarda raflar göze çarpıyordu. Onlara doğru yaklaştım. Raflara dikkatli bakınca şaşkınlığımı gizleyemedim. İçleri sıvı ve jellerle doldurulmuş onlarca kavanoz ve tüp etrafa dağılmıştı. Bazılarında organik dokulara benzer şeyler vardı. Fen derslerinde kullanılan domuz veya kurbağa fetüsleri gibi görünüyorlardı. Kendimi bir bilim laboratuvarında gibi hissettim. Teyzemin bu eşyalarla ne gibi bir alakası olabileceğini sordum kendi kendime. Belki eski bir okulun kenara atılmış laboratuvar malzemelerini buraya depolamıştı. Ya da her şey teyzemden de önce buradaydı ve kadın da onlardan ürktüğü için bana bodrum katını yasaklamıştı.

El fenerini odada gezdirdiğimde gözüme başka bir şey çarptı. Oraya doğru yaklaştım ve zeminin ortasında büyük siyah bir sandığın durduğunu gördüm. Üstü tozla kaplı olmasına rağmen bodrumun karanlığı ile mükemmel bir uyum sergiliyordu. Sandığın içerisinde ne olduğunu merak etmiştim. Eğilip sandığın kenarlarını yokladım. Aniden elim soğuk bir şeye değdi. Feneri o noktaya tuttuğumda kapağın kayar bir kilitle kapatıldığını fark ettim. Heyecanım tırmanıyordu. Feneri sandığa yaklaştırdım. Ellerim soğuk soğuk terliyordu. Yavaşça kilidin ucundan tutup ileri doğru kaydırdım. Ardından kapağı ağır ağır kaldırmaya başladım. Nefesimi tutmuştum. Kafamı uzatıp içeri doğru baktım ve avazım çıktığı kadar bağırarak kendimi geriye fırlattım. Dehşet içindeydim. Sandığın içinde hareketsiz, kapkara bir beden görmüştüm ve daha fazla bakamamıştım. Panik tüm vücudumu sarmıştı. Hemen yerden kalkıp merdivenlere doğru koştum. Ardıma bile bakmadan yukarı çıktım ve kapıyı kapattım. Kendimi koltuğa attım. Nefes nefeseydim. Kısa bir süre sonra polisi arayarak onlara yaşadıklarımı anlattım.

Polisler eve geldikten sonra bodrum katına indiler. Sandığın kapağını açtılar. Onlardan cesaret alarak yarım saat önce gördüğüm şeye yeniden bakabiliyordum. Görüntü dehşet vericiydi. İnanın sandıktakine insan demeye bin şahit gerekirdi. Zavallının cildi siyahtı ve pul pul olmuştu. Tamamen yanmış olmalıydı. Göz kapakları, dudakları ve dili kesilmişti. Sadece bir iki dişi vardı. Parmakları ve bir kolu dirseğinden koparılmıştı. İç organları da yerinde değildi. Daha sonra kurbana ölmeden önce türlü kimyasalların enjekte edildiğini öğrendim. İğrençti, tek kelimeyle iğrençti.

Kafam sorularla bulanmışken olay yeri inceleme ekibinden biri eğilerek cesedin koparılmamış kolunu kavradı ve bileğini çevirdi. Kurbanın vücudunu kavuran ateşin yüksek ısısı bir bilekliği derisine yapıştırmıştı. Hastanede kullanılanlara benziyordu. Üzerindeyse Harold yazıyordu.

O an teyzemin sürekli tekrarladığı favori sözünü hatırladım: “Asla hiçbir şeyi atmam”. Çok sevdiğiniz birinin ruhsal rahatsızlık nedeniyle bir katile dönüştüğünü öğrenmek inanın çok acı verici.

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Dinlediğiniz metin, orijinal öyküde değişiklikler yapılarak tarafımdan yeniden hazırlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: