Lütfen Gel!

Eylül’ün son günleriydi. Güneş yüzünü artık son kez gösteriyordu. Yaprakların dökülmeye başladığı, ara ara yağan yağmurla sokakların ıslandığı dönemlerdi. Okullar açılmış, çocukların okul bahçesindeki neşe dolu sesleri etrafı şenlendirmişti.

15 yaşındaki Jason da kendi okulundaydı o gün. Şehir dışında ailesiyle geçirdiği güzel bir hafta sonundan sonra Pazartesi ile haftayı açmıştı. Öğleden önce arka arkaya matematik derslerine girmek durumunda kalmıştı. Matematiği hiç sevmiyordu, sayılarla arası çok iyi değildi. İngilizce gramer derslerine ise bayılıyordu, neyse ki öğleden sonra İngilizce dersi vardı, bu nedenle mutluydu.

Öğlen annesinin çantasına koyduğu patates ve makarnadan yedi, Çantanın diplerinden çıkardığı ve çok sevdiği karton kutulu portakal suyunu da içti. Öğleden sonraki dersler gayet neşeli geçmişti, sevdiği İngilizce dersinde öğretmeninin gözüne girmeyi yine başarmış, arkadaşlarından da övgüler almıştı. Jason gayet mutlu bir gün geçirmişti. Ama bir şeye kafası takılmıştı. En sevdiği sınıf arkadaşı Marc’ı o gün okulda hiç görmemişti. Marc o gün okula gelmemişti. Hastalanmış olabileceğini düşündü. Eve vardığımda ona yazarım diye aklından geçirdi.

Gün bittiğinde okul servisiyle eve geldi Jason. Evin kapısını çaldı ama açan olmadı. Çantasından anahtarını çıkarıp kapıyı açtı. Bu aslında her gün tekrarladığı bir durumdu. Jason’ın annesi çalışıyor ve bu saatlerde henüz eve dönmüş olmuyordu. Bunu bilmesine rağmen her seferinde kapıyı çalardı, belki annem erken eve gelmiştir düşüncesiyle.

Jason’un odası iki katlı evlerinin ikinci katındaydı. Merdivenleri çıkıp odasının kapısına yaklaştı. Kız kardeşinin oda kapısı kapalıydı, onun eve gelmiş olduğunu anladı. Odasına girip kapıyı kapadı.

Çantasını kenara bırakıp okul üniformasını çıkardıktan sonra ilk yaptığı iş masaüstü bilgisayarını açmak oldu. Marc’a sosyal medya üzerinden mesaj atacaktı. Kendisini merak etmişti. Niye okula gelmediğini soran bir mesaj yazarak gönderdi. Birkaç dakika sonra Marc’tan sadece üç kelimelik bir cevap geldi:

“LÜTFEN BİZE GEL.”

Jason bu cevap karşısında şaşırmıştı. Arkadaşının moralinin bozuk olduğunu düşündü. Ne olduğunu sorduğu bir mesaj daha gönderdi. Birkaç dakika daha beklemesine rağmen Marc’tan herhangi bir yanıt gelmedi.

Arkadaşından cevap alamayan Jason merakına yenik düşerek Marc’ın evine gitmeye karar verdi. Onun için endişelenmişti. Bisikletine atladı ve yolda sürmeye başladı. Marc’ın evine vardı, bisikletini bahçenin kenarına bıraktı. Evin kapısına doğru yürümeye başladı. Kapıya vardığında zili çalmaya yeltendi ama o anda bir şey fark etti. Kapı hafiften aralık kalmıştı. Jason merakla kapıyı kolundan tutarak yavaşça açtı, içeriye adım attı.

Girişten içeriye doğru ilerledi. Evin panjurları kapalı olduğundan içerisi kapkaranlıktı. Duvara doğru ilerleyerek elleriyle elektrik düğmesini aradı. Anahtarı buldu ve ışığı açtı.

Yüzünü içeriye doğru döndüğündeyse büyük bir dehşete kapıldı. Gördüğü manzara korkunçtu. Duvarlar kıpkırmızı kurumuş kanla kaplıydı, her yer kan olmuştu. Yaşadığı duyguları ifade edecek hali yoktu, adeta dondu kaldı.

Tam o sırada ileride kanepenin yanında duran bir şey fark etti. Kontrolsüzce oraya doğru yavaş yavaş ilerledi. Gördüğü manzara onu bir kez daha dehşete düşürdü. Yerde parçalara ayrılmış bir insan cesedi vardı, görüntü korkunçtu.

Arkasını dönerek kusmaya başladı, tüm zihni altüst olmuştu. Yaşadığı şokla ağlamaya başladı, içini inanılmaz bir korku kapladı. Ne yapacağını bilemedi.

Birkaç saniye sonra aniden bacaklarına ve zihnine kıvılcım düştü. Hemen salondaki telefona sarıldı ve acil servisi aradı. Durumu dili döndüğünce dehşet içinde anlattı. Ve ardından vahşet dolu evde beklemeye başladı.

Önce bir ambulans ardından da olay yeri inceleme ile beraber cinayet masasına bağlı dedektifler eve geldi. Evi detaylıca incelediler, delilleri topladılar ve en sonunda içerisinde Marc’ın, annesinin, babasının ve erkek kardeşinin bulunduğu 4 siyah ceset torbasını ambulansa yerleştirdiler.

Jason ise bütün bunları dışarıdan ağlayarak izledi. En sevdiği arkadaşı ve ailesi artık yoktular. Sanki birer çöp gibi torbalara konmuşlardı ve sonsuzluğa doğru gideceklerdi.

O sırada dedektiflerden biri Jason’a yaklaştı. Yere eğildi ve saçlarını okşadı. “Nelere şahit olduğunu biliyorum. Çok üzgününüm, bunları görmeni istemezdim.” dedi.

“Sana teşekkür ederiz, bize haber verdiğin için. Yoksa aileden daha uzunca bir süre haber alamayabilirdik. Zaten olay en az üç gün önce yaşanmış, bu olayı hangi aşağılık herif yaptıysa onları üç gün önce öldürmüş. Daha da gecikseydik çok daha korkunç bir manzara ile karşılaşabilirdik.”

Jason dedektifin bu sözlerinden sonra dehşet içerisinde bakakaldı ona. Eğer Marc 3 gün önce öldüyse ona mesaj atan kimdi?

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Dinlediğiniz metin, değişiklikler yapılarak tarafımdan yeniden hazırlanmıştır, birebir çeviri değildir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: