En İyi Dostunun Seri Katil Olması Zor Bir Şey

En iyi dostunuzun bir seri katil olması zor bir şey.

Tom ve ben anaokulundan beri beraber takılırız. Normal şartlarda arkadaş olmamız pek olası değildi. O sert bir aileden geliyordu. Annesi alkolikti, babası da ortalarda olmuyordu genelde. Benimse sevgi dolu ve aşırı korumacı bir ailem vardı. Ancak çocukken beraber oynamaya başlayınca bir daha duramadık.

İlk başta ailem dahil kimse bu durumu umursamadı. Büyüyüp ilkokula geldiğimizdeyse ayrılmaz olmuştuk. İşte o zaman ailem endişelenmeye başladı. Bu endişe Tom hakkında değildi. Hatalı yetiştirilmesine rağmen her zaman iyi bir çocuk olmuştu, bana karşı daima nazikti. Onların endişesi Tom’un ailesiyle ilgiliydi. O nedenle sadece okulda takılıyorduk.

Bir şekilde liseye geçtik. Bu zaman dilimi boyunca herkes bizim hayat boyu dost olduğumuzu kabullenmişti. Ailem biraz zorlandı ama onlar da zamanla rahatladılar. Bazen Tom ile beraber şehirde gezinmeme izin veriyorlardı fakat gözleri de üzerimizdeydi.

Tom’un neyini mi seviyorum? Her şeyini. Hapşırmadan önce burnunu oynatmasını ve bana bir şey söylemeden önce heyecandan ayaklarını sallamasını seviyorum. Kıvırcık kahverengi saçlarını ve çilli yanaklarını seviyorum. Onun okulda gördüğüm ilk kişi, her gece veda ettiğim son kişi olmasını seviyorum.

Bu hislerim cinayetler başladığında da değişmedi.

Ölen ilk kişi David’di. David, ben ve Tom’dan daha büyüktü ve Tom’a acımasızca davranıyordu. Tom kolay bir lokma olarak görülüyordu. Parası ve benden başka dostu yoktu. Okuldaki zorbaları mıknatıs gibi üzerine çekiyordu.

Bir gün okul çıkışı David, Tom’u otoparkta sıkıştırdı ve yüzünü yumrukladı. Herhangi bir uyarı veya sebep olmadan ona olabildiğince sert bir yumruk indirdi. Araya girip yardım için bağırmasaydım devam edecekti. David kaçtı, ben de gözü şişen Tom’u revire kadar sürükledim. Hemşire onu tedavi ederken hiç konuşmadı ancak sessizliği çok şey anlatıyordu. O gün benimle hiç takılmadı ve tek kelime etmeden doğruca eve gitti.

Ertesi gün David bir parkta ölü bulundu.

Oldukça kirli bir işti. David karnından defalarca bıçaklanmış ve kan kaybından ölmüştü. Herkes şoktaydı. Şehrimiz çok büyük değildi, böyle olaylar da yaşanmazdı. Okul tatil edildi ve polisler soruşturma yapmaya başladılar. David ve ailesi için talihsiz bir durumdu, ona ne olduğu hakkında hiç fikirleri yoktu. Belki polislerin benzer bir suçu çözmek için eğitildiğini düşünebilirsiniz fakat bu tarz olayların olması böyle küçük bir şehirde pek de beklenmez. O sebeple biraz zayıf kaldılar. Çok az delil toplayabildiler, onlar da yetmedi.

Sonra söylentiler yayılmaya başladı. Herkes bir gün önce David’in Tom’a saldırdığını biliyordu. İnsanlar bir süre bunu konuştular. Fakat David’in ne kadar kabadayı biri olduğu bilinirdi ve okulda zorbalık yaptığı tek kişi Tom değildi. Onu okuldaki başka bir öğrenci de öldürmüş olabilirdi. Hatta kasabadaki herhangi biri bile olabilirdi. Çünkü David’in saçmalıkları okulumuzla sınırlı kalmıyordu.

Tom ve bana gelirsek. David’e ne olduğunu konusunda hiç konuşmadık, hayatlarımıza kaldığımız yerden devam ettik. Ama içimizden David’in ortadan kalkmış olmasına sevinmiyor da değildik.

Dava devam etti fakat polisler katili bulamadılar. Zamanla herkes bu konudan sıkıldı ve her şey normale döndü.

Bir sonraki cinayet birkaç ay sonra gerçekleşti.

Bu seferki okulumuzdaki kızlardan Stephanie’ydi. Güzel, zeki ve okulda oldukça popülerdi fakat bu ona hiç yetmiyordu, her zaman daha fazlasını isterdi. Bana sorarsanız kendine güveni olmayan biriydi. Beni de hiç sevmezdi. Yedinci sınıftayken okul oyununda onun istediği rolü kapınca benden nefret etmeye başlamıştı. Okulda bana kötü davranmaya çalışan tek kişi oydu. Çoğu zaman beni rahatsız etmesine izin vermedim. Onun saçmalıklarını görmezden gelip hayatımı sürdürdüm.

Tom bunu hiç anlamıyordu. “Ona niye karşılık vermiyorsun?” diye bana sormuştu bir kez.

“Ne gerek var?” diye omuz silkmiştim. “Zaten beni o kadar rahatsız etmiyor. Ayrıca görmezden gelmem onu daha da kızdırıyor.”

Birkaç gün sonra Stephanie bir barın arkasındaki çöp konteynırında bulundu. O da bıçaklanmıştı fakat bu kez yaralar daha hassastı. Boğazı kesilmiş ve dakikalarca kan kaybetmişti.

Polisler yine araştırma yaptılar, yine bir şey bulamadılar.

Ve yine insanların gözü Tom’a çevrilmişti.

Stephanie’nin bana takıntılı olduğu herkes tarafından biliniyordu. Yıllardır benimle uğraşırdı. Birkaç ay önce Tom’a yapılan zorbalık ölümle sonuçlanmıştı. Bu kız da mı acaba aynı kaderi paylaşmıştı? Fısıltılar yayılıyordu. Herkes Tom’u parlak ama kana bulanmış zırhıyla beni koruyan bir şövalyeye benzetiyordu.

Önceden olduğu gibi Stephanie’nin ölümü hakkında da Tom ile konuşmadık. Bence Tom konuşmak istemişti. Birkaç kez bana bakıp ağzını açtı ama sonra gözlerini çevirip konuyu değiştirdi. Belki de söylemeye cesaret edememişti. Bunu umursamadım, söylenecek bir şey yoktu. Konuşmadan birbirimizi anlayabiliyorduk. Ne olursa olsun aramızda bir şey değişmeyecekti.

Üçüncü ve son cinayet Stephanie’nin ölümünden sadece bir ay sonra gerçekleşti.

Bu seferki kurbanın ben ya da Tom’la belirgin bir bağlantısı yoktu. Şehrin ayyaşı Lester bıçaklanarak öldürülmüştü. Herkesi rahatsız eden biriydi, özellikle de kızları. Lester ile hiç bağlantısı olmamasına rağmen Tom polis tarafından sorgulandı.

Şansımıza elimde sağlam bir kanıt vardı. Tom ve ben olay gecesi sinemaya gitmiştik. Polislere biletlerimizi bile gösterdim.

Aslında Tom ile beraber o gece sinemaya gitmemiştik. Biletler de bana ve kız kardeşime aitti. Polisler bunu bilmiyordu. Ne söylediysem sorgusuz sualsiz kabul ettiler, ne de olsa iyi ve güvenilir bir çocuktum. Okuldaki diğer öğrencilerin tepkilerinden çekindiğim için polislerden tanıklığımın gizli kalmasını rica ettim. Kabul ettiler. Annemlere de açıklama yapmaktan kurtulmuştum.

Tom serbest bırakıldı ve polisler herkesi onun masum olduğu konusunda ikna etti. Yine de okuldaki çocuklar ona bakmıyorlardı bile. Kimse onunla konuşmak istemiyordu. O da bunu çok takmıyordu. Aslında onunla önceden de adam gibi konuşan olmuyordu. Benim dışımda. Tom benim dostumdu.

Bu defa kendini zor tutan Tom benimle konuşmaya karar vermişti. Hem de her şeyi. Niçin böyle bir karar verdiğinden emin değildim, sonuçta aramızdaki kelimelerin sayısı azdı. Konuşmadan anlaşırdık. Nerede duracağımızı bilirdik, neler olduğunu ve bunların hangi sebeple gerçekleştiğini anlamak için bakışmamız yeterdi. Fakat şimdi durum farklıydı. Tom’a değer veriyordum ve eğer o konuşmak istiyorsa onu dinleyecektim.

Lester’ın ölümünden birkaç gece sonra evden sıvıştım. Şehri dolaştım ve Tom’un yatak odası penceresine gelene kadar durmadım. Sessizce cama vurdum. Tom aniden pencerede belirdi. Beni beklediği belliydi.

Birkaç dakika içinde arka bahçede oturup fısıltıyla konuşmaya başladık.

“Bu aramızdaki hiçbir şeyi değiştirmeyecek.” dedim. Endişeyle yanıma yanaştı. Elimden geldiğince içten konuşmaya çalışıyordum. “Sen hala benim en iyi dostumsun. Her şey olduğu gibi kalacak.”

Kafasını salladığını görebiliyordum. “Bunun doğru olmadığını biliyorsun. Olanlar bu şekilde devam edemez.”

“Neden olmasın?” dedim. “Polislerin ne yaptıkları konusunda hiç fikirleri yok. Asla olayları çözemezler. İnsanlar da istediği gibi konuşsunlar. Kanıt olmadan hiçbir halt yapamazlar.”

Tom içini çekti. “İnsanlar önünde sonunda öğrenecek. Çatlaktan bir şey sızacak ve her şey bitecek.”

Birkaç dakika boyunca sessiz kaldık. Bunu söylemekten nefret ediyordum fakat haklıydı. Sonunda ona cevap verdim. “Peki. Demek istediğini anladım. Bir dahaki sefere daha dikkatli davranmak gerekecek.”

“Bir dahaki sefere mi?” diye sordu Tom. Sesindeki itiraz çok netti.

“Yani bir daha olursa demek istedim.” diye düzelttim. “İnsanlar bizi rahat bırakırlarsa buna gerek kalmaz, değil mi?”

Tom başını öne eğdi. “Beni korumak zorunda değilsin.”

“Biliyorum ama başka çarem yok, sen benim dostumsun.” dedim. Daha sonra ayağa kalktım. “Ailem yokluğumu fark etmeden eve dönsem iyi olur. Yarın okulda görüşüyor muyuz?”

Tom “olur” dedikten sonra odasının penceresine tırmandı. Arkasını dönüp bana fısıldadı. “Dediklerimi unutma.”

Gözlerimi devirdim. “Söz, unutmam. Çok fazla endişe ediyorsun.”

Tom pencereyi kapattı. Ben de yolda yürümeye başladım. Sağ elimle cebimdeki bıçağın keskin tarafına dokunuyordum.

En iyi dostunuzun seri katil olması zor bir şey. Tom buna nasıl dayanıyor, inanın hiç bilmiyorum.

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Çeviri tarafıma aittir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: