Kilerde Gizli Bir Kapı Buldum

Karım ve ben evimizde yaklaşık beş yıldır yaşıyoruz. Ve bu zaman dilimi içerisinde kilerimizde öyle fazla zaman geçirmemiştik. Dairemizin Viktorya tarzı bir terası vardı, bu nedenle kiler çok soğuk ve nemli geliyordu bize. İlk taşındığımız günlerde şarap ile beraber bazı eşyaları orada depoluyorduk ancak zamanla inip çıkmak zor geldiğinden bundan vazgeçtik. Aslında karım bir şarap mahzenine sahip olmayı havalı bulduğundan orayı kullanmıştık, hepsi bu. Sadece iki kişi yaşıyor olduğumuz için o kadar da eşyamız yoktu. Kileri bir daha depo alanı olarak kullanmaya gerek duymadık.

Birkaç hafta önce kileri yeniden dekore etmeye karar verdik. Boş alanı spor salonuna çevirmek iyi bir düşünce olabilirdi. Hafta sonuyla beraber temizlik işine giriştik. Kilerin zemini taştı. Duvarlar sarı çiçeklerden oluşan çirkin duvar kağıtlarıyla kaplanmıştı. Çok eski görünüyorlardı, sanki yüzyıllar öncesine ait gibiydiler. Hepsini duvarlardan sökmeye başladık. Ve kapıyı da işte bu sayede bulduk.

Duvar kağıdı sebebiyle gizli kalan kapı duvarın içine gömülmüştü. Ahşaptı, kapı kolu yerinde değildi. Onu daha önce nasıl fark etmediğimize, duvarla nasıl bu kadar iyi bütünleşebildiğine şaşırmıştık. Gizli bir kapı bulduğumuz içinse oldukça heyecanlıydık, o sebeple bu garipliği kısa sürede görmezden geldik.

Sokağımızdaki tüm evlerin kileri vardı. O sebeple bunun diğer kilerlere açılan bir kapı olabileceğini düşündüm. Ertesi sabah komşumuza uğrayıp kapıdan bahsetmeye ve önüne duvar örmeyi önermeye karar verdik. Başka birinin evimize açılan bir girişe sahip olmasını istemiyorduk.

Karım kolun söküldüğü küçük delikten içeri bakmayı denedi ancak her yer tamamen karanlıktı. Cep telefonumuzun fenerini içeri tuttuk. İlk olarak karım baktı ve yüzüne şaşkın bir ifade takındı.

“Burası komşunun kilerine açılmıyor.” dedi yavaşça kapıdan uzaklaşarak. Bu defa telefonu alıp delikten ben baktım. İçeride başka bir kiler yerine taş basamaklar vardı. Aşağı doğru devam ediyorlardı. Telefonun ışığı ileriyi çok fazla aydınlatmıyordu. Bu sebeple yukarıdan el fenerimi aldım ve kapıyı açmak için vücudumla güç uyguladım. Biraz zorlamanın ardından kapı hareket etti.

Taş zemine basıyordum. Feneri aşağıya doğru kıvrılan basamaklara tuttum. Basamakların oluşturduğu yol çok uzun değildi. Merdivenin sonunda ise başka bir kapı vardı. Bu seferki çok daha eski gözüküyordu. Ahşap paneller paslı metalle harmanlanmıştı. Kapı kolu metal bir halkaydı.

Tüm bunların kilerde olması mantıklı gelmiyordu. Merdiven aşağıya inse bile komşunun kileri basamakların hemen başlangıcına denk geliyor olmalıydı. Aşağıdaki kapının oraya açılması imkansızdı. Daha önce bir şeyler içmek için birkaç kez komşunun kilerinde vakit geçirmiştik. Komşumuz bilardo masası ve barın bulunduğu alanı, oyun odası olarak kullanıyordu. Oradayken böyle bir kapıyı ya da merdiveni gizleyebilecek bir bölge gözüme çarpmamıştı. Sanırım metal kapının açılacağı yer evimize özeldi.

Karım aşağıya inmeden önce komşumuzla konuşmamız gerektiğini düşünüyordu. O sebeple yanımdan ayrıldı. Ancak ben çok meraklanmıştım. Onu bekleyemezdim. Elimde fener heyecan içerisinde basamaklardan inmeye başladım. Kapının yanına geldiğimde metal halkayı diğer elimle kavradım ve sertçe kendime doğru çektim. Kapı paslanmadan ötürü biraz sıkışmıştı fakat beklediğimden çok daha kolay bir şekilde açılıverdi. Kalbim hızla çarpıyordu. Ne ile karşılaşacağımı merak ediyordum.

Feneri içeri tuttum. Zayıf ışığın altında betondan bir odaya bakıyordum. Kilerimize benziyordu fakat biraz daha ufaktı. Görebildiğim kadarıyla tek bir girişi ve çıkışı vardı. O da bu metal kapıydı.

Bir adım ileri atarak feneri odada gezdirdim. Ve aniden geriye sıçradım. Gördüğüm şey yüreğimi neredeyse göğsümden çıkaracaktı.

İleride, odanın köşesinde bir adam duruyordu. Duvara bakmaktaydı, sırtı bana dönüktü. Siyah bir takım elbisesi vardı. Yine siyah bir şapka takmıştı. Hiç ses çıkarmıyor, hareket etmiyordu. O kadar hareketsizdi ki önce cansız bir manken olduğunu düşündüm. Ta ki ayağını yukarı doğru kaldırıncaya dek.

Yaşadığım şok ile dona kalmıştım. Fenerimin ışığı adamın üzerindeydi. Vücudunu görebileceğim kadar aydınlatıyordu ancak odanın geri kalanı tamamen karanlıktı.

Adam geriye doğru bir adım atıncaya kadar ayağını havada tuttu. Bense korkudan yerime çivilenmiştim. Adamın hareketleri hiç doğal değildi, sanki yürümeyi yeni öğreniyor gibiydi. Bir süre daha o şekilde kaldı. Daha sonra diğer ayağını da kaldırıp öbür ayağının yanına sertçe koydu. Zemin büyük bir gürültü ile inledi.

Çıkan ses beni ürkütmüş ve donuk halimden kurtarmıştı. Panikle geriye dönüp hızla odadan çıktım. Bu hareketim sanki bir şeyi tetiklemişti. Benim hemen ardımdan adamın hareketleri bir anda hızlandı, sırtı dönük bir şekilde peşimden geri geri koşmaya başladı. Anlattıklarım kulağa komik geliyor olabilir ama inanın çok korkunçtu. Daha önce herhangi birinin böyle koştuğunu görmedim.

Ona zarar vereceğini umarak feneri adama fırlattım ve hızla merdivenlere doğru koşup paslı kapıyı arkamdan kapattım. Basamakları tırmanarak kilerin kapısına da aynısını yaptım. Sanki korkudan ölüyordum. Kapının sağlamlığından emin olamadığım için kolumla destek olarak bekledim. Tanık olduğum şey yüzünden soluk soluğaydım. Nefesimi kontrol altına almaya çalıştım.

Kısa bir sessizliğin ardından metal kapının açılma sesini duydum. Daha sonra sürtünme sesleri geldi. Sanki biri yerde bir şey sürüklüyordu. Ardından kapı sertçe kapandı ve her şey sessizliğe gömüldü.

Kendimi hemen dışarı attım ve karıma seslenmeye başladım. Eşim kapının önünde durmuş komşumuzla konuşuyordu. Onu kolundan tutup yolun karşı tarafına çektim. Ardından komşuma bağırarak hemen evi terk etmesini söyledim.

İkisinin şaşkın bakışları arasında neler döndüğünü anlatmadan cep telefonumu çıkarıp polisi aradım. Aslında hepimiz şaşkındık. Komşum üzerinde bornoz ayağında terliklerle hiçbir şeye anlam verememiş halde evine bakıyordu. Birkaç dakika sonra gözüm mutfak penceremize, yanar halde bıraktığımız ışıklara kaydı. Aniden sönüverdiler. O an tek hatırladığım karımın ellerini tutuyor ve dehşet içinde karanlık pencerelere bakarken çaresizce polisi bekliyor olduğumdu.

Polis evde kimseyi bulamadı. Ancak kiler kapısı açık kalmıştı, evin arka kapısı da öyle. Bahçemizi araştırdılar ancak kimse yoktu. Evde biri olduğuna dair en ufak bir iz bulunamadı.

Kilerde bulduğumuz gizli odayı incelemesi için ayrı bir ekip geldi. Komşum oda ile alakalı hiç bilgisi olmadığını söyledi. Hatta merdiven ve odanın nasıl var olup da iki daire arasına sığabildiğini hiç anlayamamıştı. Polisler de bir açıklama yapamadı. Kilere bir daha girmedim, o yüzden bana odada çektikleri fotoğrafları gösterdiler. Duvarlara garip semboller kazınmıştı. Her yerde oldukça eski olduğu anlaşılan kurumuş kan lekeleri vardı. Daha sonra sembol fotoğrafları yerel bir üniversitenin tarih bölümüne gönderildi ancak hiçbir sonuç çıkmadı.

Oda mühürlendi ve biz de bir daha kilere hiç girmedik. O gün kapıyı açıp odaya girerek büyük bir hata yapmıştık. Önemli bir sebepten dolayı oraya hapsedilmiş birini ya da bir şeyi yanlışlıkla serbest bırakmıştık. Ve bu hiç de hayra alamet değildi.

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Çeviri tarafıma aittir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: