Karım Uykusunda Konuşuyor

Karım ve ben yeni dairemize henüz bir ay önce taşınmıştık. Bu aslında bizim için bir gerilemeydi çünkü buradan önce büyük ama tatlı bir kır evinde yaşıyorduk. Orada yaşadığımız üç sene boyunca karımın hayali gerçeğe dönüşmüştü. Hep böyle bir yer istemişti. Ayrılmayı düşünmüyorduk ama şartlar bunu gerektirdi.

Güneydeydik, okyanusa da yakındık. Her şey güzel giderken çalıştığım şirket beni terfi etmeye karar verdi. Bu da mavi ve yeşillerden uzakta yaşamak demekti. Açıkçası böyle bir şeyi beklemiyordum ama tabii ki teklifi büyük bir zevkle kabul ettim. Yeni görevim farklı bir lokasyonda yaşamayı gerektiriyordu. Yani kuzeyde. Uzun tartışmalar ve başkalarına danışmalar sonucunda eşim Jess taşınmayı kabul etti.

Kuzeyde hayatın daha pahalı olduğu bir gerçek. Ayrıca iş bulmak da zor. O yüzden ev bütçemiz de biraz daralıyordu. Jess’e yeni bir iş bulana kadar zorlanacaktık. En azından o duruma böyle bakıyordu.

Taşınmayı takip eden birkaç hafta aramızdaki tansiyon yüksekti. Jess’e çok sinirlendiğimi söyleyebilirim. Eski evimizi, dostlarımızı ve sabit bir işte çalışmayı özlüyordu. Elindeki boş zamanla yapacak bir şeyi yoktu, o yüzden evde çok sıkılıyordu. Bu da sürekli kavga etmemize sebep oluyordu. Sanki buraya hiç yerleşemeyecekmişiz gibi hissediyordum.

Taşınmamızdan bir ay sonra hayatımız düzelmeye başladı. Jess yerel bir televizyon kanalında part time editörlük yapacağı geçici bir iş bulmuştu. İşini ve çalışma arkadaşlarını seviyordu. Her şey iyi gidiyor gibiydi. Mükemmel değildi ama iyiydi.

Tam da o günler karım uykusunda konuşmaya başladı. Bunu bekliyordum ve dürüst olmam gerekirse konuşmaların daha önce başlamamasına şaşırmıştım. Karım ne zaman hayatında iyi veya kötü büyük bir değişim yaşasa huzursuz bir uyuyana dönüşürdü. Bu evlendiğimizde, ilk evimize taşındığımızda ve karım düşük yaptığında da yaşanmıştı. Düşük mevzusuna daha sonra değineceğim.

Karım uykusunda konuştuğunu biliyordu. Ona ara sıra bundan söz ederdim. Sabahları gece boyunca söylediği garip şeyleri anlatıp gülerdim. Bu durum onu hep huzursuz ederdi. Söylediği şeyler yüzünden utanırdı.  O yüzden yeni evimizde ilk konuştuğu geceden kendisine bahsetmedim.

Uyku konuşmaları birkaç hafta sürdü. Tam da o zamanlar Jess’in geçici işi sona ermişti. Aklını meşgul edecek bir iş olmadığından geceleri yaşanan konuşma nöbetleri her geçen gün kötüleşti. Gecenin alakasız vakitlerinde çığlıklar atıyordu. Onu sakinleştirmek için biraz sert davranmak zorunda kalıyordum.

Bir gece bağırmalar yerini gözyaşlarına bıraktı. Karım ağladığı sırada ağzından çıkan bir şeyi hiç unutamıyorum.

“Keşke ölmüş olsaydın.”

Karımın uykuda olduğunu biliyordum. Onu elimden geldiğince sakinleştirmeye çalışıyordum ama neden bahsettiğini de merak etmiştim. Konuyu kurcaladım.

“Kim ölmüş olsaydı tatlım?”

Beklemediğim bir cevap verdi.

“Sen.”

Hazırlıksız yakalanmıştım. Kocanızın ölmesini istemeniz garipti. Bunu uyurken istemeniz daha da garip. “Neden?” diye sordum.

“Hayatımı mahvediyorsun.”

Duyduğum iki kelime bıçak gibi saplanmıştı. Söylenenler her ne kadar yorgun bir zihinden gelmiş olsa da bilinçaltını yansıtıyordu. Bir an için gerçekten onun hayatını mahvedip mahvetmediğimi düşündüm. Ya da gece yaşadığı kabuslardan sorumlu olup olmadığımı.

Karım gecenin geri kalanını sakin geçirdi. Bunu biliyorum çünkü hiç uyumadım. Endişe duygusu dinlenmemi engellemişti. Bir saniye bile karımın ölmemi istediğine inanmadım fakat geç saatlere kadar süren konuşmalar endişe vericiydi. Çığlık seanslarını ve hastalıklı diyalogları hesaba katarsak onu daha önce hiç bu kadar kötü görmemiştim.

Ertesi gün neredeyse ona gece yaşananları anlatacaktım. Fakat vereceği tepki konusunda endişeliydim. Zaten yeterince şeyle uğraşıyorken ona daha fazlasını yüklemek istemiyordum. Bu çok ağır olurdu. O sebeple çenemi kapalı tuttum.

Gece olduğunda çığlıklar gitmişti. Ortalık sakindi ama ben hala tetikteydim. Gözümü kapayıp uykuya dalacağım sırada yeniden karımın derinden gelen sesini duydum.

“Bazen bunu nasıl yapacağımı düşünüyorum.”

Bu ifadeyi gördüğü rüyadaki saçmalıklara bağladım ama o konuşmayı sürdürdü.

“Sen yatakta uyurken ben kalkacağım ve mutfağa gideceğim.”

Neden bahsettiğini anlamıyordum. O ise devam etti.

“Çekmece… bir bıçak alacağım… bir daha, bir daha, bir kez daha… yatak kan olacak… artık hayatımı mahvedemeyeceksin!”

Bazı kelimeler anlamsız geliyordu fakat parça parça çıkan sözleri birleştirip gayet anlaşılır bir tablo çizebiliyordunuz. Karım beni nasıl öldüreceğini anlatıyordu. Derinden rahatsız olduğum için kendime yardım edemiyordum. Her şeyden önce bu sadece bir rüyaydı. Ben de rüya gördüğüm sırada garip şeyler yapmadım diyemem. Gerçek hayatta asla yapmayacağım türden şeyler. Jess bana taşınma yüzünden kızgındı ve hayal kırıklıklarını uykudayken çözmeye çalışıyordu. En azından kendimi bu şekilde ikna ettim.

Uyku konuşmaları birkaç hafta daha devam etti. Gece yaşanan seansların karımın psikolojisine iyi gelmesini umuyordum ama bundan emin değildim. Tek yapabildiğim onun saçma konuşmalarını dinlemek ve gece nöbeti döngüsünü tamamlayıp eski haline dönmesini beklemekti. Daha önce en uzun uykuda konuşma rutini bir ay sürmüştü. Bu da yakın zamanda normale döneceği anlamına geliyordu.

Ama öyle olmadı. Önce bir ay, ardından bir ay daha geçti. Jess düzelmiyordu. Her gece aynı rutini tekrarlıyordu. Ağzından çıkan kelimeler bana nasıl zarar vermek istediği ile ilgiliydi. Bu artık kabak tadı veriyordu ancak bir gece her şey değişti. Karım uyurken kalbimi ezip parçalayan şeyler söyledi.

“Bebeğimi senin yüzünden kaybettim.”

Duygularım sanki ekşi bir karışım oluşturup mideme oturmuştu. Bu defa tam olarak neden bahsettiğini öğrenmeliydim.

“Ne demek istiyorsun?” dedim.

Bir anlık sessizliğin ardından Jess bana bir cevap verdi. Cümleler bölük pörçüktü ama nereye varmak istediğini anlamıştım.

“Çocuk istememe sebep oldun. İçime bir hayat koydun. Şimdiyse çok yalnızım.”

Bu sözler yüreğimi acıttı ve yanaklarımdan birkaç damla yaş akmasına sebep oldu. Bir çocuk sahibi olma fikri benden çıkmıştı. Jess hiçbir zaman çocuk istemedi ama sırf benim için kabul etmişti. İşte o yüzden düşük sonrası o kadar yıkılmıştı. Onun çocuk sahibi olma fikrine bu kadar ısınabileceğini tahmin etmemiştim.

Gözyaşlarım karımdan gelen yeni sözler tarafından engellendi. Bu sefer en beterini duymuştum.

“Seni öldüreceğim. Söz veriyorum.”

Bu bütün gece söylediği son şeydi. Jess o sözü verdiğinden beri bir hafta geçti. Tehdit ne kadar ürkütücü olsa da bunu karımın stresine ve sıkıntısına bağlayıp boş verebilirdim. Ama maalesef endişelenmekten vazgeçemiyorum. Jess beni inanılmaz korkutuyor. Geceleri sadece ufak ufak kestiriyor ya da tek gözüm açık yatıyorum. Uykusunda verdiği söz yüzünden bir kabusu yaşıyorum.

Ve en kötüsü bu da değil. Daha beteri de var. O artık bir uyurgezer.

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Çeviri tarafıma aittir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: