Dışarı Çıkmalısın

Kim olursanız olun doğa her zaman yol gösterir. Zihnin ve bedenin temizlenmesi için birebirdir. Sağlıklı ve huzurlu bir yaşama sahip olmak istiyorsanız hayatınızı devam ettirmek için yeşil ve mavinin birbirine karıştığı diyarları seçmek en doğru tercihtir.

Doğadan kopmamak için biz de ailemle yemyeşil bir alana taşımıştık evimizi. Sporcuların hiking ve jogging yaptığı çok büyük bir bölgenin hemen kenarındaydık. Tepeler yukarı doğru uzanıyordu. Bir tarafımız patikalar içerisinden ormana açılırken güneşi takip edip sazlıklara daldığınız diğer tarafta ise kısa bir süre sonra küçük bir göl ile karşılaşıyordunuz. Her yer tanrının bir lütfu gibi bizi çevrelemişti. Bu tapılası güzellik gece çöktüğündeyse karanlığa gömülüyordu. Evimiz tamamen ıssız ve sapa bir alanın ortasında kalıyordu. Bazen, özellikle sonbahar ve sonrasında gece dışarı çıkarken ürpermiyor değildim. Karanlıkta çeşitli hayvanların sesinden başka bir şey duymazdınız.

Bir yaz akşamıydı. Normalde gündüzleri oldukça sıcak oluyordu ancak güneş tepede kaybolduktan sonra özellikle gece geç saatlerde hava ciddi anlamda serinliyordu. Ailemle bahçemizde çok güzel bir akşam yemeği yemiştik. Ardından odama çıkıp hazırlamam gereken bitirme tezime dönmüştüm. Yaz sıcaklarında ders çalışmak insanı bir hayli zorluyordu. Buna okulu bitirmek için üzerime binen stresi de eklerseniz ne kadar berbat bir durumda olduğumu daha iyi anlayabilirsiniz.

Gece uzamıştı. Kendimi kaptırmış halde tezime gömülmüştüm. Gözlerimden uyku aktığını ve esnemeye başladığımı fark edince saate baktım. Gece biri vurmuştu. Beklediğimden daha fazla çalışmıştım. Artık kendimi uykuya teslim etmem gerekliydi. Yoksa bu kafayla tezi mahvedebilirdim. Hava hala yeteri kadar serinlememişti. Bu sıcakta uyumak benim için imkansızdı. O nedenle yatağın ayak ucundaki vantilatörü çalıştırdım. En azından gece serinleyene kadar açık kalabilirdi. Ardından pijamalarımı giyip yatağa uzandım. Başucumdaki lambayı kapattım ve uykuya daldım.

Uykudaki karanlığın içinde önce renkler belirmeye başladı. Daha sonra eşyalar. Odamdaydım. Yatağımda yatıyordum. Başımı çevirip gözlerimi etrafta gezdirdim ve aniden onu gördüm. Anlık bir korkuyla irkilmiştim.

Beyaz bir elbise giymiş yaşlı bir kadın odamın kapısında duruyordu. Hiç kıpırdamadan gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Yüzündeki iki oval pencere tamamen bembeyaz ve ifadesizdi. Ürkütücü bakışlar içimi delip geçti.

Ani bir ürpertiyle uyandım. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Aceleyle etrafa baktım. Odamda kimse yoktu. Ancak o an gördüğümün bir rüya olduğunu anladım. Kalbimin çarpıntısı yavaşlamamıştı. Yatağımdan kalktım. İçimdeki çarpıntıyı bastırması için su içmeliydim. Mutfağa gidip bir bardak suyu tek seferde mideme indirdim, ardından odama döndüm. Odam buz gibi olmuştu. Vantilatörü kapatıp yatağıma yattım. Gördüğüm rüyayı zihnimden savuşturarak yeniden uyumayı başardım.

Bir süre sonra yeniden rüyada olduğumu fark ettim. Bir öncekiyle aynı rüyaydı. Sanki kaldığım yerden devam ediyordum. Ürpererek kapıya baktım. Yaşlı kadın orada değildi. Tam derin bir rahatlama nefesi alacaktım ki irkilerek bağırdım. Bembeyaz gözlü kadın yatağın ayak ucundaydı. Yüzü sabitlenmiş biçimde bana dönmüştü. Daha sonra kafası aniden öne doğru eğildi ve dudaklarından çatallı bir sesin eşlik ettiği kelimeler döküldü: “Dışarı çıkmalısın.”

Yaşlı kadının bu sözlerinden sonra hareketsiz kalakalmıştım. Felç olmak sanırım böyle bir şeydi. İstemsizce kekelemeye başladım. Fısıltılar çıktı ağzımdan. “Bunu bu-nu yapamam. Dışarısı… soğuk.”

Bu cevabım üzerine kadın hoşnutsuzca yüzünü büzdü ve yatağa doğru hareket etmeye başladı. İğrenç görünüyordu. Yaşadığım panikle yatağımda geri geri giderken ani bir refleksle kafamı yukarı kaldırdım. Nefes nefese ve ter içindeydim. Gördüğüm kabustan yeniden uyanmıştım. Her şey gerçek gibiydi. Hiçbir şeye anlam veremiyordum. Kadın benden ne istiyordu?

Oda iyice soğumuştu. O an vantilatörümün açık olduğunu fark ettim. Yatarken onu kapattığımı hatırlıyordum. Yoksa tam olarak kapatamamış mıydım? Büyük ihtimalle düğme sıkışmıştı ve alet çalışmaya devam etmişti. Yatağımdan kalkıp motoru yeniden kapattım. Büyük bir korku yaşadığım için bu kez uykuya dalmam zaman aldı.

Yeniden aynı yerdeydim. Bu lanet olası kabustan kurtulamıyordum. Uykuya kendimi teslim ettiğim her an bu garip döngünün içinde buluyordum kendimi. Ben daha ne olduğunu anlayamadan bileğimde bir acı hissettim. Sızı her geçen saniye artıyordu. O an bir şeyin bileğimi sertçe sıktığını fark ettim. Buna neyin neden olduğuna bakmak için gözlerimi çevirdiğimde bir deri bir kemik parmakların koluma yapıştığını fark ettim. Ürkerek kafamı kaldırınca yeniden onu gördüm. Yaşlı kadın o korkunç suratını dibime kadar sokmuştu. Kolumu ondan kurtaramıyordum. Sanki beni içine çekiyordu. Sesimi duyurabilmek için kocaman bir çığlık attım ama faydası olmadı. Kimse gelmeyecekti.

Kadının yüzü iyice çirkinleşmeye ve yaşlanmaya başlamıştı. Sinirli gibiydi. Suratıma bakarak bana tüm gücüyle bağırdı. “Dışarı çık! Hemen dışarı çıkmak zorundasın!” Ve aniden koridora doğru koşmaya başladı.

Kadın neden dışarı çıkmamı istiyordu? Bana ne anlatmaya çalışıyordu? Daha fazla düşünmeden yataktan fırladım. Kadını dinlemem gerektiğini fark etmiştim. Dediğini yapana kadar peşimi bırakmayacaktı. Kendimi odadan dışarı atarak kadını takip etmeye başladım. Merdivenlerden iniyordu. Ben de arkasından onu izledim. Basamaklardan birkaçını indikten sonra bahçeye açılan evin kapısına doğru baktım ve afalladım. Birkaç saniye önce gördüğüm yaşlı kadın ortada yoktu. Sanki buhar olup uçmuştu.

Aniden gördüğüm rüyadan bir kez daha uyanıverdim ama bu defa şaşkınlıktan neredeyse kendimi kaybedecektim. Ayık biçimde tam merdivenlerin basamaklarında duruyordum! Uyurgezer değildim ve böyle bir şey başıma ilk defa geliyordu. Rüyamdaki yaşlı kadını gerçekten takip etmiştim. Bu inanılmazdı.

Tarif edilmez derecede ürkmüştüm. Artık uyuyamazdım. Yeniden o kabusu görmeye cesaret edemiyordum. Hızla merdivenlerden inip aşağı kattaki salona gittim. Televizyonu açıp kanepeye yerleştim. Kendimi oyalayacak, gözlerimi sabaha kadar açık tutacaktım. Birkaç saat boyunca bir şeyler atıştırıp televizyon izledim. Zihnim korkudan tamamen temizlenmiş olmalıydı ki kanepede uyuyakaldım. İlginçtir, kabus bu defa geri dönmedi.

Sabah dışarıdan gelen seslerle uyandım. İçeriye güneşin ılık ışıkları sızıyordu. Gözlerimi kırpıştırıp antreye doğru baktığımda bahçeye bakan ev kapısının açık olduğunu gördüm. Yerimden kalkarak oraya doğru ilerledim. Dışarı çıktığımda kapının hemen önünde annemi, babamı ve küçük kardeşimi gördüm. Hepsi dikkatli bir biçimde aynı yöne bakıyorlardı. Biraz ileride konuşlanmış büyük bir kalabalığa. Herkes telaş içinde koşuşturuyordu. Daha dikkatli bakınca onların polis olduğunu gördüm. Göle doğru ilerleyen patikayı sarmışlardı. Karıncalara benziyorlardı.

O sırada annem yanlarına geldiğimi fark etti ve “Günaydın” dedi. Aynı şekilde karşılık verip ne olduğunu sordum. Kadın bir anda yarı dehşete kapılmış yarı hüzünlenmiş bir yüz ifadesi takındı ve cevap verdi.”Polisler göle giden yolda yaşlı bir kadının cesedini bulmuşlar. Defalarca bıçaklanarak öldürülmüş. Uzaktaki komşular gece cılız sesler duyduklarını ama önemsemediklerini söylemişler. Zavallı kadın… Bağırmış, çağırmış ama sesini kimseye duyuramamış. Birileri yardım çağrısını duysaydı belki de hala yaşıyor olurdu. Yazık… Ne korkunç bir son…”

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Dinlediğiniz metin, değişiklikler yapılarak tarafımdan yeniden hazırlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: