Kan Büyüsü

Ben 11 yaşındayken yeni bir şehre taşınmıştık. Taşındığımız yerde herkes soğuk ve mesafeliydi, bu yüzden neredeyse hiç arkadaşım yoktu. Babam okul açıldığı zaman yeni insanlarla tanışacağımı ve her şeyin düzeleceğini söylüyordu ama okulun açılmasına haftalar vardı ve yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

Elisa Williams arkadaş olmak istediğim tek kişiydi. Bizim yan komşumuzdu. Evleri, bahçesinde büyük çitleri olan gri, güzel bir evdi.

Çitin diğer tarafından onun oyun oynadığını ve kıkırdadığını duyabiliyordum, sesi bana hoş bir melodi gibi geliyordu.

Onunla tanışacak kadar cesur değildim ama annem bu konuda bana yardım etti.

Elimde bir sepet kurabiye ile annemin arkasında duruyordum, annem kapıyı çaldı.

Kapıyı sakalı kötü kesilmiş bir adam açtı. “Elisa gel ve yeni arkadaşınla tanış.”

“Şu an olmaz!” Ses evin derinliklerinden geldi.

Adam “Elisa, hemen buraya gel!”diye bağırdı .

Sonra merdivenlerden aşağıya inen ayak sesleri duydum.

“Merhaba bak kurabiye getirdim” dedim heyecanla.

“Kusura bakmayın. Elisa annesinin vefatından sonra çok içine kapandı. Bir arkadaşın ona iyi geleceğine eminim.”

O an aklımda bir soru canlandı. Bu kadar içine kapanık bir insan niçin o kadar neşeli bir şekilde kıkırdıyordu ki?

Kısa bir süre sonra Elisa aşağıya indi, yüzünde huysuz bir ifade vardı. Tek görebildiğim, giydiği biri yeşil diğeri mor olan çoraplarıydı. O kadar heyecanlanmıştım ki ona bakamıyordum bile.

Elisa tüm sepeti elimden kaptı ve hızla geri döndü. Saçları tıpkı babasınınki gibi siyah ve dalgalıydı, tek fark onun saçı daha uzundu ve babasınınki gibi bakımsız değildi. Sonra omzunun üzerinden huysuz bir ifadeyle baktı.

“Orada dik dik duracak mısın, yoksa içeri girecek misin?”

Tam içeri girecektim ki beni durdurdu.

“Ayakkabılarını çıkar.” Hemen ayakkabılarımı çıkardım.

“HAYIR! Çoraplarını çıkarma. Nesin sen, bir mağara adamı mı?”

“Özür dilerim hanımefendi.” Bunu neden dedim bilmiyorum ama ondan çok korkmuştum ve beni evden kovmasını istemiyordum.

Elisa’nın yüzünde tatmin olmuş gibi bir ifade vardı. Kolumdan tutarak beni odasına doğru götürdü.

“Daha fazla arkadaşa ihtiyacımız yok. Oynayacağımız oyunda üçüncü bir şahsa yer yok.”

“Ama baban demişti ki—”

“O benim babam değil. O babamı öldürdü ve beni bu evde tutsak tutuyor.”

“S—sen ciddi misin?”

“Aynen” dedi derin bir iç çekerek. “Ama bu o kadar da sorun değil, bazen bana yemem için küçük oğlanlar gönderiyor.”

Bunu heyecanımdan dolayı duyduğumu varsaydım. Elisa gözlerini çevirdi ve odasının kapısını açtı.

“Ahhh, sadece şaka yapıyorum. O kadar aptal olamazsın, değil mi?”

O an nefesimi tuttuğumu fark ettim.

“Üzgünüm, bu saçma bir soruydu. Aptalların çoğu aptal olduklarını bilmezler, ama sen ameliyata girmediğin veya oy kullanmadığın sürece aptallığın benim için o kadar da önemli değil .”

Geçtiğimiz merdiven ve salon, çerçeveli portreler, asılı duvar halıları ve üzeri değerli şeylerle dolu süslü masalarla yoğun bir şekilde dekore edilmişti. Metal çerçeveli yatağı ve koyu ahşap dolabıyla Elisa’nın odası, bu yerlerle tam bir tezat oluşturuyordu. Duvarlar siyah boyanmıştı ve pencere kalın bir perdenin altına gizlenmişti. Sert ahşap zeminde bu ortamı bozacak hiçbir şey yoktu.

“Oyuncakların olmadan nasıl oyun oynuyorsun?” diye sordum.

“Kanla” dedi stresli ve ciddi bir sesle. “Daha çok büyülü oyunlar oynarım. Ritüeller, ruh çağırma gibi şeyler. Büyünün ne olduğunu biliyorsun, değil mi?”

“Evet, biliyorum.” Tabii hiçbir şey bilmiyordum, ama cehaletimi gizlemek için aklıma gelen ilk sözler bunlardı.

Kurabiye sepetine uzandım. Ama Elisa elime vurdu. O kurabiyeleri yerken şaşkın şaşkın bakakaldım.

“Bunu bana annem öldükten sonra öğretti.”Elisa kurabiye sepetini bir kenara bıraktı, raftan bir şey aldı. “Eğer oynamak istiyorsan elini uzat.”

“Bir dakika. Ne demek öldükten sonra öğretti?” Aynı anda elimi titreyerek uzattım. Soruma cevap alamadım.

“Şimdi gözlerini kapat.”

Bana camdan atla dese muhtemelen bunu da yapardım. Yüzünde tatlı bir gülümseme vardı, yumuşak eli benimkini tutarken oldukça utanmıştım. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım.

“Sakın bağırma. Annem bağıran insanları sevmez.”

Gözümü açtığımda tek görebildiğim metal bir objenin yansımasıydı. Hissettiğimse acıydı. Elisa avucumun içine bir şey batırmıştı.

Aslında tam olarak çığlık atmadım, bu daha çok bir ciyaklama gibiydi. Hemen elimi çektim.

“GERİ DÖN! HERŞEYİ BATIRIYORSUN!” İkimiz de kapıya doğru koştuk. Ona vurmamaya çalıştım ama Elisa beni itti ve kapıyı kilitledi. “Kanı Boşa akıtıyorsun! Hemen elini uzat.”

“HAYIR! BENİ TEKRAR BIÇAKLAYACAKSIN!” Kan kaybından başım dönmeye başlamıştı .

“Korkak tavuk” diye homurdandı. ”Zaten kanın akıyor, neden seni bir kez daha bıçaklayayım ki? İşte, kanının birazını elime sür.” diyerek elini uzattı.

Dediğini yaptım. Elimdeki kanı onun eline sürdüm, karanlık gözlerinin heyecanla parladığını görebiliyordum. Aslında bu kaçmak için en iyi fırsattı ama cesaret edemedim.

“Kan büyüsü nasıl gerçekleşiyor?”

“Annem bana, ilk çağlarda tüm canlıların aynı kanı taşıdığını ve birbirine aynı kanı aktardıklarını söylemişti. Daha sonra tüm canlılar olarak kavga etmeye başladık, anlaşmazlıklar doğdu. Durum o kadar kötüye gitti ki birbirimizden uzaklaştık ve herkes farklı şekillere ve varlıklara bürünmeye başladı. Hayvanlara falan. Zaman geçti ve bir zamanlar aynı olduğumuzu unuttuk ama değişmeyen tek parçamız kanımız olarak kaldı.”

İşaret parmağının tırnağını kullanarak kanımda ustaca bir model çizdi. Bir üçgen ve içine bir kare. Sonra da onun içine küçük bir beşgen. Derin bir konsantrasyonla kanın tek damlasını yaptığı çizimin merkezine bastırdı.

“Şimdi ne yapıyorsun?” diye sordum.

Sırıttı ama sırıtma biraz tuhaftı. Sanki köpek maması reklamında oynayan bir köpek gibi. “Ne sandın? Tabii ki büyü.”

Gerçekten de öyleydi.

Elindeki kanın akışı başlarda normaldi ama gittikçe artıyor ve daha da parlak bir hal alıyordu. Kalbim küt küt atıyordu.

“Peki şimdi?”

“Sana bir arkadaş yaratıyorum, istediğin şey bu değil mi?”

Ona artık arkadaş istemediğimi ve bu lanet mekândan defolup gitmek istediğimi söylemeliydim ama yapamadım.

“Evet, tabii. Zaten bunun için buraya geldim,”

“Tamam, izle.”

Elindeki parlaklık daha da güçlendi ama bakamıyordum. Kanla akan desen şimdi hareketlenmişti. Şekiller hareket etmeye başlamıştı. Bir süre sonra kırmızı bir bitki sapı gördüm. Sap büyüyordu. Elisa’nın elinin damarları derisinin altında parlıyordu. Ve o tuhaf bitkiden, şimdi daha da garip bir meyve şekilleniyordu.

“Adı ne olsun?” diye sordu. Sonunda aptal bir şakanın çıkacağını düşünmeye başlamıştım. O sebeple biraz daha rahatlamaya çalıştım.

“Ummm, bilmem. Sid nasıl olur?”

Sonra meyvede bir yüz belirdi. O zamanlar bir fetüsün neye benzediğini bilmiyordum ama büyüdüğümde o şeyin bir fetüs olduğunu anlamıştım.

“Ne kadar büyük olsun?”.

“Ondan daha büyük olmak isterim.” Dedim.

Elisa güldü.

“Ne olmuş yani? Onunla oyun oynadığımızda hep ben kazanmak istiyorum.”

“Anlaşıldı. Peki Sid ne yemeyi sever?” diye sordu.

Etrafıma bakındım ve kurabiye sepetini gördüm. “Uhh şey—Kurabiye!”

Artık o şey daha da büyümüştü. Küçük ellerini görebiliyordum.

“Peki, o neden hoşlanır?” Sesi kısılmıştı, elindeki damarlardan akan kanın daha da kuvvetlendiğini görebiliyordum. Yüzünden acı çektiği belli oluyordu.

Yeniden gerilmeye başlamıştım. Bunun bir şaka olmadığı çok netti artık.

“Bak Elisa. Ben bu oyundan hoşlanmadım. Artık bunu oynamak istemiyorum.”

“Artık geri dönüş yok. Cevap ver. Sid neden hoşlanır?”

Elisa keskin bir nefes aldı ve yüzünü buruşturdu. Bitki genişlemeyi bırakmıştı ve o şey yaklaşık bir karpuz büyüklüğündeydi. Nasıl bu kadar büyüyordu? Onun kanıyla mı besleniyordu?

“KES ŞUNU .”

“Onun adı Sid. O artık yaşayan bir canlı. Hemen bana neden hoşlandığını söylemelisin yoksa—”

“Onu hiç sevmedim. Gönder onu! Hemen gönder!”

“Çabuk ol. Bunu sensiz başaramam. Büyünün bir parçasısın!”

Artık bir karpuzdan daha da büyüktü. Elisa onu kaldıramıyordu.

“Bay Williams! Yardım edin!”

Aniden yukarıya koşan ayak sesleri duydum ama kapı kilitliydi. Bay Williams kapıyı ne kadar zorlasa da açamadı.

O sırada gördüğüm şeyler daha dehşet verici bir hal alıyordu. Kanın içinden bir el çıktı daha sonra da vücudun geri kalanı. Sid artık özgürdü ve neredeyse benim kadardı.

Bay Williams’ın sesini duydum. “NELER OLUYOR ELISA? KIZIM İYİ MİSİN?”

Elisa yerde can çekişiyordu. Kan havaya doğru çıkarak kırmızı bir sis oluşturdu. Öksürdüm, ıslak ve ağır havayı solumamak için yere atladım. Sid dehşet içinde çömeldi. Mavi kürkü buharlaşan kanın arasından görünebiliyordu.

“KAPIYI AÇ EVLAT! ORADA MISIN?”

Yerde sürünerek kapıya doğru ilerledim.

Sid’in arkamda bir şeyler yaptığını duyuyordum. Kapının kilidine ulaştım ve onu açtım, O sırada Elisa’nın acı çığlıklarını duyabiliyordum.

Adam bağırarak içeri girdi ama artık çok geçti.

Sid, Elisa’nın karnını deşmişti. Yüzünü kanlı vücuda gömmüş, midesinde bir şeyler arıyordu. Sonunda başını kaldırıp Bay Williams’a baktığında kanla kaplı ağzında bir şey gördüm. Elisa’nın az önce midesine indirdiği kurabiyeyi çiğniyordu.

Bay Williams ani bir hamleyle onu yakalamaya çalıştı ama canavar çok hızlı yer değiştirdi. Adam bu kez pencerenin önüne geçip kaçış yolunu tıkadı ancak Sid bu kez de beklenmedik şekilde ters yöndeki kurabiye sepetine doğru hareketlendi. Bay Williams hızlı bir hamle ile sepeti yakaladığı sırada Sid, odanın kapısından adeta uçarak kaçtı.

“Çok üzgünüm. Hepsi benim suçum!” dedim ağlayarak.

Bay Williams hıçkırıklarla kızının cansız bedenine sarıldı.

“Onu durdurabilirdim, ona kimseyi incitmemesi gerektiğini söyleyebilirdim ama yapamadım. Çok üzgünüm.”

“Beni dinle evlat. O şey geri gelmeden burayı hemen terk etmeliyiz.” dedi.

Koşarak evden çıktık. O güzel gri ev artık hiç de güzel değildi.

O gün bir canavar doğdu. Sadece tek bir şeye sahip olma arzusuyla yaşıyordu. Ve onu ele geçirmeden asla durmayacaktı.

İşte kurabiye canavarı o gün doğdu.

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Çeviri, takipçilerimden Alex’e aittir.

YouTube kanalıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
Cem’den Dinle YouTube

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: