Sekizinci Kat

Bir iş gezisi için Chicago Illinois’da bir otelde kalıyordum ve tüm hafta sonu orada olacaktım. Odalara girebilmek için kartlar yerine küçük anahtarlar kullanılan eski bir oteldi. Umursamadım, teknolojinin saldırısından kurtulmuş olması güzeldi.

Otele vardığımda işletmenin tamamen dolu olduğunu gördüm. Kötü bir fırtına çıkmıştı, birçok turist uçuşlarını iptal ediyordu. Başka boş oda kalmamıştı ve bu yüzden birçok kişi geri çevrilmişti. Kontrol etmek için lobiye gittiğimde sekizinci kattaki odaların hepsinin anahtarlarının hala duvarda olduğunu gördüm. Hepsi yerli yerindeydi. Koca bir kat bomboşken milletin oda tutmak için birbirinin tepesine çıkması garip gelmişti.

Görevlinin stresli olduğunu ve her an pes edip eve gidebileceğini görebiliyordum. Bu yüzden moralleri yükseltmeye çalıştım. “Biraz garip, değil mi?”

Görevli “Garip olan ne?” diye sordu.

“Sekizinci kattaki herkesin nasıl bir anda kaybolduğu.”

Görevlinin bir anda rengi attı ve garip bir ifadeyle bana baktı. “Sekizinci kat hakkında neler biliyorsunuz?” Bunu ciddi bir tonda söylemişti.

“Ne? Hiçbir şey!” Dürüstçe cevapladım, moralleri yükseltmeye çalışma çabalarım geri teptiği için biraz utanmıştım. “Sadece sekizinci kattaki bütün odaların anahtarlarının hala arkada asılı olduğunu fark ettim.”

Görevli biraz kızardı ve güler gibi yaptı. “Ah, evet, şimdi anlıyorum…” Dokuzuncu kattaki odamın anahtarını vermek için arkaya gitti. “İyi eğlenceler.”

“Eğleneceğim… teşekkürler.” Anahtarı ve çantamı alıp asansöre yöneldim.

Aynı lobi gibi asansör de ağzına kadar doluydu. Küçücük asansöre girip çıkmaktan ziyade çok fazla yabancı insanla yakın mesafede kalmak zor geliyordu. Dokuzuncu katın tuşuna basmak için kalabalığın üzerinden zorlanarak uzanıp panele ulaştım. Tam da bu anda panelde bir katın tuşunun eksik olduğunu gördüm: Sekizinci kat.

“Komik.” Sesli düşünmüştüm. “Neden sekizinci katın tuşunun olmadığını merak ettim şimdi.”

Ama kimse tepki vermedi. Ya umursamadılar ya da çok dalgındılar ve beni duymadılar.

Katıma çıkıp odama vardıktan sonra biraz rahatlayabilmek için kendimi yatağa attım. Yarın sunumum vardı ve ayık olmalıydım. O gece erken yatmaya karar verdim ve kendimden emin gibi görünmem için birkaç kez konuşma antrenmanı yaptım.

Duş aldım, dişlerimi fırçaladım ve banyo aynasının karşısında biraz daha antrenman yaptım.

O sırada alttaki odadan gelen garip, inlemeye benzer bir ses dikkatimi çekti. Acı çeken veya sinirli bir adamın sesi gibiydi. Umursamadım ve antrenmanıma devam ettim. Alt kattan gelen inleme sesleri devam etti, dakikalar geçtikçe ses yükseliyordu.

Sinirli ve olabilecek en sert şekilde ayağımı yere vurdum ve bağırdım: “Hey dostum! İyi misin?”

Cevap gelmedi ve inlemeler kesildi.

Adamın çok fazla ses yaptığını fark etmesiyle birlikte gelen rahatlamayla konuşma antrenmanıma devam ettim. Tam konuşmamın ilk yarısını bitirecekken, inlemeler tekrar başladı. Ama bu sefer çok daha fazla sesli ve sinirliydi.

Eğer tüm gece böyle geçecekse yarınki sunumuma hazırlanmam imkânsızdı. Dışarı çıktım ve yan odanın kapısını tıkladım. Genç bir kadın ve adam beni huysuz bir şekilde selamladı.

Sohbete nazikçe girmeye çalıştım. “Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın. Aşağıdaki odadan gelen sesleri siz de duyuyor musunuz?”

Kadın şaşırmış gibiydi.“Yoo… Siz kapımıza vurana kadar hiçbir şey duymadık.”

“Ah, özür dilerim.” Kendimi mahcup hissederek özür diledim. “O zaman borular veya başka bir şey olmalı.” Deli gibi gözükmemek için mantıklı bir açıklama bulmaya çalıştım. “Pekâlâ, yönetimi arayayım madem. İyi geceler.”

Çift kapıyı kapattı ve kilitledi. Odama döndüm, sesler devam ediyordu. Yatağın yanında duran küçük masadaki telefonu aldım ve lobiyi arayıp sesleri şikâyet ettim. Sesin alt kattaki odadan geldiğini söylediğimde telefona cevap veren kadın aniden sustu.

“Efendim, alt katta kimse yok. Dokuzuncu kattaki başka bir odada kalan biri olmalı.”

“Hayır,” Kararlı gibi görünmeye çalıştım. “Ses duvarlardan değil, zeminden geliyor.”

“Pekâlâ…” Kadın sarsılmış gibiydi, telefonu kapatmam için üstünkörü bir açıklama yapmaya çalıştığını sezebiliyordum. “Bakım ekibini arayacağım. Muhtemelen borulardan biri sızdırıyordur veya tüplerden birisi ısınmıştır.”

“Peki, teşekkürler.” Kadının dediklerine bir an bile inanmayarak telefonu kapattım.

Dakikalar geçtikçe inleme sesleri şiddetlendi. Ellerimi kulaklarıma bastırarak sesi engellemeye çalıştım ama yeterli olmadı. Belki sesi bastırır da biraz yardımı dokunur diye banyoya gidip musluğu son ayarda açtım.

Banyonun zeminine oturdum, bir şekilde uyuyabilmenin türlü yollarını düşündüm ama başka şansım yoktu. Bütün odalar doluydu, yeni bir oda isteyemezdim ve bu fırtınada başka bir otele gitmem imkânsızdı.

Bir anda duştaki borular şiddetle sarsılmaya başladı. Sarsıntı o kadar güçlüydü ki boruların çatırdamasına sebep oldu. Duvarların içinde şimşekler çakıyor gibiydi. Dışardaki fırtınayla ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun sesiyle karışarak bana doğru hızla yaklaşan bir yük treni varmış gibi hissettiriyordu.

Telefonumu ve anahtarlarımı alarak odayı terk ettim. Asansöre ilerledim, böylelikle derdimi lobide yüz yüze anlatabilecektim. Asansöre biner binmez sekizinci katın tuşunun olmadığını ve o kata ulaşılamayacağını, sekizinci katın bütün odalarının anahtarlarının lobideki duvarda olduğunu hatırladım. Birisi nasıl sekizinci kata girebilirdi ki?

Meraklı bir şekilde asansörden çıkıp merdivenlere yöneldim. Aşağıya inmeye başladım. Zemine ayağımı bastığımda şunu fark ettim, direkt olarak yedinci kata inmiştim! Bu imkânsızdı, kendimi telkin ettim. Merdivenlerden tekrar yukarı çıktım ve kat numaralarını iki kez kontrol ettim. Emin oldum ki, asansördeki gibi sekizinci kat yoktu.

Birkaç kez merdivenlerde yukarı aşağı gezindim. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki yedinci kata giden koridordaki duvarda bir farklılık olduğunu gördüm. Kontrol ettim ve o farklılığın bir delik olduğunu gördüm. Bu gizli bir kapı ile o kapının çerçevesinin arasındaki bir delikti.

Parmaklarımı kullanarak deliği genişlettim ve ileride küçük bir merdiven gördüm. Muhtemelen var olmayan sekizinci kata çıkıyordu. Karanlık ve tozluydu. Sanki yıllardır kimse kullanmamış gibi.

Telefonumun ekranını kullanarak ortalığı biraz aydınlattım ve gizli merdivenleri tırmandım. Merdivenlerin sonunda bir kapı daha vardı. Mühürlü veya gizli değildi, kolaylıkla ulaşılabilir haldeydi. Üzerindeki numara sekizdi.

Kapıyı açtım ve kendimi yalnız bir şekilde sekizinci katta buldum. Hissedebiliyordum, orada benden başka kimse yoktu. Uzun ve karanlık bir koridora çıktım, çıkış tabelalarında bile ışık yoktu. Koridorda yürürken telefonumun ekran ışığını kullanmaya devam ettim ve geçtiğim her kapıyı kontrol ettim. Hepsi kilitliydi, biri hariç. O kapı benim odamın altındaki odaya açılıyordu.

Başka biri gizlice odaya girmiş mi diye kontrol etmek için kapıyı bir kez tıkladım ama cevap gelmedi. Kolu yavaşça çevirdim. Kapının hiç zorlanmadan açılmasına şaşırmıştım. Kendimi benim odama birebir benzeyen bir odada buldum.

Lambalar çalışmıyordu birkaç kez açmaya çalıştım ancak bu katta elektrik yoktu. “Merhaba?” Odanın içerisinde seslendim. “Ki.. kimse var mı?”

Hâlâ cevap yoktu. Oda telefonunun ahizesini kaldırdım fakat hat kesikti. Toz ve örümcek ağı sayısı bana burada uzun zamandır kimsenin olmadığını anlatıyordu. Ancak hâlâ kendimi etrafa bakmaya mecbur gibi hissediyordum.

Banyo kapısını araladım ve gördüğüm şeyden dolayı birkaç adım geri attım. Odamdaki duşun aksine burada bir küvet vardı ve içi tamamen su doluydu. Su neredeyse küvetten taşacak gibiydi. Biraz yaklaştım, hâlâ önümü aydınlatmak için telefon ekranının ışığını kullanıyordum. Bir anda küvetin içinde karanlık bir figür fark ettim.

Bir adama benziyordu. Ölü bir adama.

Telefonumu küvete doğru tuttum ve suya baktım. Transa geçmiş gibi adamın ölü yüzüne bakmaya çalışıyordum. Hislerim yavaşça yerine gelirken adamın gözleri bir anda açılıverdi ve direkt bana baktı.

Korkuyla yere düştüm. Telefonumu da düşürdüm ve ışığımı kaybettim.

Küvetten ani bir şapırtı sesi geldi. Suyun yere ve kıyafetlerime damladığını hissedebiliyordum. Ağır ve ıslak ayak sesleri küvetten çıktı. İkinci bir ayak sesi kalkıp kaçmam için gereken tüm motivasyonu vermişti.

Telefonumu ve adamın kim olduğunu umursamadan odadan uçarcasına çıktım. Koridordan geriye, geçtiğim kapıya doğru koşmaya başladım. Merdivenlerden aşağı koştum. En aşağıya, lobiye kadar. Ve masaya çarpana dek durmadım.

Nefesimi toparlamaya çalışırken bir yandan görevliye yaşadıklarımı anlatmaya ve polisi araması gerektiğini söylemeye çalışıyordum.

Görevli korkmuş gözüküyordu. Otelde ölü bir bedenin bulunduğundan dolayı değil de daha çok kovulmaktan korkuyormuş gibiydi. Yönetim ofisine kadar bana eşlik etti.

“Efendim,” Görevli sakin ve güven verici gibi görünmeye çalışıyordu. “Tam olarak ne gördünüz?”

Ona gördüklerimi ve duyduklarımı anlattım. Küvetten üzerime sıçramış olan su damlalarını gösterdim. Odaya izinsiz girmekten veya rahatsızlık vermekten dolayı tutuklanmak umurumda değildi. Birilerine ne olduğunu anlatmam lazımdı.

Görevli dikkatli bir şekilde hikâyemi dinledi, gözünü bile kırpmadı, etrafa bakınmadı. Bitirdiğimde ayağa kalktı ve büyük dosya dolabına doğru yürüdü. İşaretsiz bir çekmeceyi açtı ve büyük bir klasör koleksiyonunun içerisinden bir şeyler aradı. Çekmeceden çektiği dosyalardan birini açtı ve içinden eski bir gazete küpürü çıkardı.

“Gördüğünüz adam bu muydu?” Küpürü uzatırken sordu.

Baktım ve karnımda bir şeyler hissettim. Bu oydu. Bu o adamdı.

Görevli karşıma oturdu ve biraz gülümsedi. “Onu ilk gören siz değilsiniz.”

Bu benim beklediğim tarzda bir tepki değildi.

“Haberi okuyun, her şeyi açıklığa kavuşturmanızı sağlayacaktır.”

Haberde adamın birinin iş için gittiği seyahatten eve döndüğünde hamile karısının onu aldattığını ve bebeğinin ondan olmadığını öğrendiği yazıyordu. Şok yaşayan adam, ihanete uğramış ve kalbi kırılmış bir şekilde bir otele giriş yapmış ve odasından hiç çıkmamış. Adamın iç parçalayan ağlama ve inleme sesleri üç gün boyunca otelde duyulmuş, ardından da aniden kesilmiş. Temizlikçi kadın odaya girdiğindeyse adamı küvetin içinde bulmuş. Adam çok sayıda uyku hapı yutmuş ve küvetin içinde boğularak hayatına son vermiş.

“Kimseyi sekizinci kata almamanızın sebebi bu mu? O adam yüzünden mi?” Delirmediğimi anlamamın verdiği rahatlıkla sormuştum.

Görevli “Hayır” diye karşılık verdi. “O adam sebeplerden sadece bir tanesi.”

“Ne… Neden bahsediyorsun?” Soru ağzımdan titreyerek çıkmıştı.

Görevli tekrar gülümsedi. “Şu dosya dolabını görüyor musunuz?”

“Evet.”

“Ve altındaki isimsiz çekmeceyi?”

Tekrardan “Evet.” dedim. “Anlamı nedir?”

“Orada neden kimseyi sekizinci kata almadığımızın bütün sebepleri var. Otel 1873’te açıldığından beri birkaç kişi alışılmadık şekilde öldü. Hepsi de sekizinci katta.”

“Bu çok garip.” dedim kusacak gibi hissederek.

Görevli devam etti. “Daha garip olansa şu. Hiçbir ölüm birbiriyle aynı değildi ve hiçbiri aynı odada olmadı. Sekizinci kattaki her oda ayrı ayrı trajik ölümlere ev sahipliği yaptı ve her odanın o ölü tarafından lanetlendiği raporlandı.”

Duyduklarım tüylerimi diken diken etmişti. “Ne?… Nasıl?… Bana sekizinci katın lanetli olduğunu mu söylüyorsun? Yani o kattaki odalara giren herkes ya ölüyor ya da lanetleniyor mu?”

Görevli başını yere eğdi. “Ölümler sadece odalarda da gerçekleşmedi. Basit tamirleri yapmaya çalışan bakım elemanları da öldü. Bir tanesi lambaları tamir etmeye çalışırken elektrik akımına kapıldı. Bir diğeri asansör boşluğuna düşerek öldü. Bir temizlikçiyse koridorun sonunda kendini boynundan asmış şekilde bulundu.”

Oturduğum yere mıhlanmış şekilde görevlinin anlattığı hikâyeleri dinledim ve inanmak istemedim. “Fakat… polisi aramamız gerekmiyor mu? Bir CESET gördüm diyorum!”

“Sadece siz değil, herkes görüyor zaten.” dedi görevli sakince. “Polis bile cesetleri gördü ancak kimse olayları açıklayamadı.”

Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Çok geçti, yorulmuştum ve daha fazla rahatsızlık vermek istemiyordum. Duyduklarımın etkisiyle isteksizce odama geri dönmek için yürüdüm. Asansöre bindim ve kabin sekizinci katı geçerken nefesimi tuttum. Asansörden inip odama yaklaştığımdaysa kapımın hemen dışında ıslak zeminde bir şey durduğunu gördüm.

Bu benim telefonumdu.

Not: Hikaye yabancı kaynaklardan alınmıştır. Çeviri, takipçilerimden Thealimoglu’na aittir.

YouTube kanalıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
Cem’den Dinle YouTube

Sekizinci Kat” için bir yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: